Günümüz gençleri bizlerden çok farklı… Çok duyarlılar…

0
220

öğrenenlerkahvesi1

Birbirine inanan, destekleyen ve güvenen bir okul toplumu olmamız en güçlü yanımız.

Öğrenenler Kahvesinde bu kez Adapazarı ENKA Lisesi Okul Müdürü Hüsnü Yılmaz’la bir araya geldik. Hüsnü Yılmaz’la sohbetimizin odağında teknoloji, zamane gençleri, öğretmenlik ve liderlik vardı.

 Sevgili Hüsnü Yılmaz merhaba… Öncelikle şunu sormak istiyorum: Son birkaç yıl nasıl geçti? Bu soruyu özellikle, okulunuzun teknoloji konusundaki yoğun çalışmaları perspektifinde sormak istiyorum.

Teknolojiyi eğitime nasıl entegre ederiz sorusuna yönelik bir araştırma yaptık. IB Programlarına ilişkin çalışmalarımız henüz çok netlik kazanmamıştı. Teknolojiye yönelik çalışmalarımız ön planlaydı. Ancak bu süreçler okullarda biraz zor ilerliyor. Konunun maddi boyutu, veliye aktarılması, okulun kendisini ve öğrenciyi yeniliğe hazırlaması zaman alıyor. Biz ilk olarak Vakıf’la görüştük ve hemen sonrasında, yapılanma sürecinde çok hızlı hareket ettik. Şu anda okulumuzda eğitimde Apple kullanıyoruz. Tabii bunun yanı sıra okulda öğretmen eğitimlerimiz oldu. Bir yandan veliye okulumuzdaki yeniliği anlatırken öğrencilerde de dijital vatandaşlık kavramını yerleştirmeye çalıştık. Çünkü teknolojik girişimler sadece aracı alıp “Bunu kullanın” demekten ibaret değil. Konunun bir de mutfak kısmı var; öğretmenin hazırlık yaptığı ve onu sunduğu, öğrencinin bu sürece doğru kullanım teknikleri ile entegre olduğu, velinin tepkisine yanıt verdiğiniz bir süreçten söz ediyoruz.

Kısa süre önce bir anket yaptık. Veliler hâlâ tablet bu kadar çok girmeliydi mi hayatımıza sorusunu yöneltiyorlar. Veliler yadırgasa da öğrencilerin alıştığını gözlemliyoruz. Bu anlamda süreci olumlu görüyorum.

“Sürekli ışığı açık ekranlarla dolaşıyorsak bu işte bir yanlışlık var demektir”

 En hızlı alışan kim oldu? Öğretmen, öğrenci, veli?..

Kesinlikle öğrenciler… Bu sürece ilk başladığımızda toplantıda şunları konuşmuştuk: Çocuklar oyun oynayacaklar, müzik dinleyecekler, kendi aralarında yazışacaklar, birbirlerinin fotoğraflarını çekecekler. Peki, biz onlarla nasıl mücadele edeceğiz? Bir sene boyunca bunları tartıştık. İlk sene çocuklar tabletleri ellerinden düşürmediler. Teknolojiyi kullanmayı öğrenmemiz gerektiğine inandık. Sürekli ışığı açık ekranlarla dolaşıyorsak bu işte bir yanlışlık var demektir.

Çok uzun yıllardır bu mesleğin içindesin. Kaç yıl oldu?

Mesleğe 1995 yılında başladım.

 Mesleğe nerede, nasıl başladığından ve Adapazarı ENKA’yla yolunun nasıl kesiştiğinden söz eder misin…

1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümünü bitirdikten sonra ne yaparım diye düşündüm. O dönemde Marmara Üniversitesinde Yüksek Lisansa başlamıştım. Aslında Ankara’dan ayrılmak gibi bir niyetim yoktu. Ailem İstanbul’da yaşıyordu ancak İstanbul’daki kargaşa beni cezbetmedi. Birkaç arkadaşım Adapazarı’nda dershaneciliğe başlamıştı. O dönemlerde öğretmenler için dershane son derece cazipti. Bir derste ne kadar çok soru çözersen o kadar iyi öğretmen oluyordun. İmaj, algı buydu. Ancak orada şöyle bir rutin bekliyordu bizleri: Matematik öğretmenisin; 1 sene ders anlatıyorsun, 300-400 öğrenci ile temasın oluyor sonra onları sınava sokuyorsun. Sonra aynı döngü tekrar başlıyor. Bu durum belli bir süre sonra rahatsız edici bir boyuta ulaşıyor. Hep aynı matematik sorusunu, hep aynı geometri sorusunu çözüyorsun. Hani diyoruz ya çocuklar teknolojiyle hayattan kopuyorlar diye dershane öğretmeni de aynı şekilde belli bir dönem sonra hayattan kopuyor. Ders ve etütlerle birlikte 30-35 saati bulan bir çalışma temposu, ders sonrası öğrencilerin soruları… Çok zor bir tempoydu.

“Dershaneler, çocuğun spor ve sanatla geçireceği zamanı çalıyordu”

 Peki, dershane deneyimi sana ne kazandırdı?

Öncelikle bir eğitimci olarak şunu gördüm: Ben aslında okula giden çocuğun, okul dışında kendine ayırabileceği zamanı çalıyordum dershane öğretmeni olarak. Çocuk, cumartesi-pazar tüm gününü dershanede geçiriyordu, çok güzel yaşayabileceği zaman dilimlerini ben ondan alıyordum. Herhangi bir sporla uğraşamıyor, sanatla ilgilenemiyor, kendini geliştiremiyordu. Biz sadece soru çözmeye çalışan makineler yetiştiriyorduk. Dershanenin içindeyken bu durumu çok fark edememiştim. Bunu daha çok okul eğitimcisi olduktan sonra anladım. Okulda çalışmaya başladıktan sonraki dönemde üniversitedeki hocalarla farklı ortamlarda bir araya geldiğimde, onların aradıklarının aslında sadece soru çözen çocuklar olmadığını gördüm.

 Orada bir yol ayrımımı oldu?

Zor bir karardı. Hem kendi üzerimdeki baskı -aynı şeyleri yapmak, o rutinin içinde kaybolma endişesi- hem de yetiştirdiğimiz çocukların hayatlarında yanlış bir şey yaptığımı fark etmem, beni epeyce zorladı. O sırada ’99 depremi oldu. Depremden sonra öğretmenliği bıraktım ve askere gittim. Orada düşünme fırsatı buldum. 2001 yılında askerden döndüğümde önümde seçenekler vardı. Bunlardan biri de Adapazarı ENKA’da çalışmaktı. Başvurumu yaptım ve 2002 yılından bu yana buradayım. Buradaki görevime Matematik Öğretmeni olarak başladım sonra Ölçme-Değerlendirme Birimini kurduk ve sonrasında da Ortaokul Müdür Yardımcısı oldum.

 O süreç nasıl oldu?

Hiç böyle bir hedefim yoktu aslında. Olaylar böyle gelişti. Önce Ortaokul Müdür Yardımcısı ardından da Lise Müdürü oldum.

“Biz hep, süreçlere dâhil olan, karar veren bir okul toplumu olmak istedik”

 Öğretmenlikten Okul Müdürlüğüne geçiş sürecinin, senin ve okul açısından yansıması nasıl oldu?

Aslında her sürece çok kolay adapte oldum. Adapazarı ENKA’da göreviniz ne olursa olsun diğer insanlarla kurduğunuz iletişim son derece önem taşıyor. Matematik Öğretmeni de olabilirsiniz, Müdür de… Ya da Danışmadaki bir çalışan da… Ne olursanız olun, herkesle aynı düzeyde iletişim kurmanız gerekiyor. Bu nedenle okuldaki statü farklılığının, hayatımı değiştirdiğini düşünmüyorum. Adaptasyon sürecim çok kolay oldu. Sağ olsunlar arkadaşlarım da hep destek oldular. Ortaokul Müdür Yardımcılığı dönemimdeki hedefimiz IB Programlarını hayata geçirmek yönündeydi.

IB Programı hangi açıdan ilginizi çekti? Okulun felsefesi ve  vizyonuyla örtüşen neydi?

Öncelikle öğrenci merkezli olması… Biz hep, süreçlere dâhil olan, karar veren bir okul toplumu olmak istedik. Projeler, portfolyo çalışmaları eğitim programımızda hep yer aldı. Şu anda MYP aday okuluyuz. 1 sene sonra MYP okulu olacağız. IB Programında özellikle öğrencinin düşünen, araştıran, öğrenen profillerini kullanıyoruz.

IB’nin “Öğrenen Profili” açısından baktığımızda sen kendini nerede görüyorsun?

Duyarlı.

 Biraz açar mısın?

“Öğrenen Profili” aslında öğrenciye kazandırılması gereken özellikleri içeriyor. Ancak ben bu özelliklerin sadece öğrenciyi değil okul toplumunu da kapsadığına inanıyorum. Aklımda hep neredeyiz, ne yapıyoruz soruları yer alıyor. Bu açıdan baktığımda, duyarlı olmak için çaba sarf ettiğimi hissediyorum. Kısacası, IB profillerinin temelinin duyarlı olmaya dayandığına inanıyorum.

Sözünü ettiğin duyarlılığı okul toplumu içerisinde en yoğun iletişimde bulunduğun öğretmenlere nasıl yansıtıyorsun?

Öncelikle şuna inanıyorum: İnsanlar bana ya bir teklifte, talepte bulunmak ya da yaşadıkları bir sorunu aktarmak ve onları dinlemem için geliyorlar. Öncelikle onları sadece dinliyorum ve yaşadıkları duruma, duruşlarına saygı gösteriyorum.

“Bazen sadece dinlemek yeterli olabiliyor”

 Sadece dinlemek yeterli oluyor mu?

Evet. Sadece dinlemek ve karşımdaki kişiye bu sorunu nasıl çözebileceği ile ilgili sorular sormak yeterli olabiliyor. Ama hiçbir zaman müdahale etmeyi tercih etmiyorum. Çünkü sorunu kişinin kendisinin yaşadığını, sorunu düzeltmek istiyorsa benim orada olmamın gerekli olmadığını düşünüyorum. Ben sadece olanları dinleyebilir, ilişkileri tekrar düzenlemeleri, uzlaşabilmeleri için belki ufak tefek önerilerde bulunabilirim.

Lisede Okul Müdürü olmak senin açından ne ifade ediyor? Öğrenci profili lisede daha farklı…

Benim açımdan çok kolay oldu. O dönemde ortaokul ve lise öğrencileri aynı binadaydı ve ben Ölçme-Değerlendirme Biriminde olduğum için lisede de derslere giriyordum. Dolayısıyla sınavlar, lise öğrencileri bana yabancı değildi. Lise Müdürlüğü teklif edildiğinde, lisedeki öğrenciler benimle ortaokulda beraber olan öğrencilerdi.  O yüzden yeni bir yere, yeni bir öğrenci grubuna gitmedim. Yeni insanlarla çalışmadım. Bir bakıma yumuşak bir geçiş oldu.  Başka bir okulda bu kadar kolay olmayabilirdi bu geçiş.

“Biz doktor değiliz. Ameliyat etmemiz, müdahale etmemiz gereken acil hastalarımız yok”

 Okul Müdürlüğünde 8 yılda ne aşamalardan geçtiğini düşünüyorsun?

O dönemlerde eğitim camiasında işteki başlangıç süreci için hep şu söylenirdi: Bir yere alışmak için en azından 3 yıl geçmesi gerekir. 3 yıl geçtikten sonra ancak sen ayaklarının üzerinde tam olarak durabilirsin. Kendi adıma bu geçişi çok yumuşak yaşadığım için ayaklarımın hep yere basılı olduğunu zannediyordum. Fakat 3-4 yıl geçtikten sonra ayaklarımın gerçekten yere bastığını hissettim. O zaman da hep şunu düşünüyordum: Okul Müdürü olarak herkesin sorununu çözmem gerekiyor. Herkesin duygusuna hitap etmeliyim. Tek derdim buydu. Birinin yüzünü asık görsem bu bana dert oluyordu. Zaman geçti ve bir baktım ki hiç kimsenin duygusunu yönetemem ya da herkesin duygusunu o gün düzeltemem; benim böyle bir misyonum yok. Ondan sonra biraz sakinleştim.  Kendi kendime “Bir dakika!” dedim. Çeşitli nedenlerden dolayı birkaç kişi mutsuz olabilir. Ben de mutsuz dolaşıyorum bazen. Bu sorun değil ve sonra bu yönde kendimi frenledim. Bir de kendimi şöyle şanslı hissediyorum: Okul Müdürlüğüne başladığım dönemde, Rehberlik Bölümüyle ve dışarıdan bize destek için gelen psikologlarla, psikoterapistlerle çok uzun zaman geçirdim ve onlardan çok şey öğrendim, özellikle insanla ilgili… Bunlardan hiçbir zaman unutmadığım ve herkese salık verdiğim birini paylaşmak isterim: Biz doktor değiliz. Ameliyat etmemiz, müdahale etmemiz gereken acil hastalarımız yok bizim. Eğitim uzun bir süreçtir. Bazen birşeye hemen müdahale etmeyip beklemek, o yaranın iyileşmesi için daha önemlidir.

Tıp eğitiminde öğrencilere öğretilen ana kurallardan biri olan ”ilk olarak zarar vermemek-primum non nocere” ye benziyor bana onu hatırlattı.

Evet, bazen müdahale etmemek gerekiyor. Eskiden hemen her şeye müdahale etmekle ilgili aceleciliğim vardı. Aslında her şeyi duyuyorum, biliyorum. Haberler bir şekilde geliyor. Ancak yine de hiçbir şeye hemen müdahale etmiyorum. Kişinin gelip anlatmasını bekliyorum. Olayın tansiyonu yüksekse hemen dinlemiyorum. Başka bir zaman için randevu veriyorum.

Böyle bir bakış açısı ve yaklaşım okuldaki süreçleri nasıl etkiliyor?

Okuldaki tansiyonu, gerginliği düşürdüğünü söyleyebilirim. İnsanlar bazen sadece derdini, sorununu anlatmayı, karşısındaki kişinin kendisini dinlemesini ve söylediği şey hakkında konuşulmasını istiyor.

 “Spor yaparak kendime zaman ayırıyorum”

Sen kendi tansiyonunu düşürmek için ne yapıyorsun?

Ben zaten tansiyon hastasıyım. Uzun zamandır, spor yaparak kendime zaman ayırıyorum. Haftanın 6 günü mutlaka spor yapıyorum. Bisiklete biniyorum, yürüyorum ya da tenis oynuyorum. Her akşam mutlaka kendimi şarj ediyorum. Genelde oğlum uyuduktan sonra hemen dışarı çıkıyorum.

 Bir Okul Lideri olarak kendini şarj etmenin değeri, önemi, anlamı nedir?

Okul Lideri olarak şunu yapabilirsiniz: Bütün mesainizi okulda geçirebilirsiniz, ertesi gün Müdür Yardımcısıyla toplantı yapabilir, bir proje üzerinde öğretmenlerle çalışabilir, bir gün Rehberlik çalışmasına katılabilir, her hafta sonu eğitime gidebilirsiniz. Bu bir süre sonra Okul Yöneticisine gerginlik ve yorgunluk yaratabilir. Şunu unutmamamız gerekir ki okul içinde 235 öğrenciye her sabah güler yüz göstermeliyim. Belki yılda üç kez okula gelen veli, beni güler yüzle görmeli. Personelimin motivasyonunu düşürmemek için benim akşam dinlenmem gerekiyorsa dinlenmeliyim. Çünkü ben bu görev için buradayım. Burada insanlarla sağlıklı bir iletişim içerisinde olmalıyım. Ben; öğretmen, öğrenci ve veliye karşı bir performans sanatçısıyım. Rol yaparak değil, gerçek anlamda hayatında içinde…

“Ekiple yürüyeceğiniz yolu baştan çok iyi tayin etmeniz gerekiyor ama birlikte”

Liderliği nasıl tanımlıyorsun?

“Lider olunmaz doğulur.” sözü çok tartışılıyor son zamanlarda. Ben ise şöyle bir sisteme inanıyorum: Eğitimde ya da başka bir sektörde olun, öncelikle çok güzel bir ekip kurmanız gerekiyor. O ekiple; yürüyeceğiniz yolu baştan çok iyi tayin etmeniz gerekiyor ama birlikte, tek başına değil. O yol içerisinde yürürken de, çözülmesi gereken sorunları, aşılması gereken engelleri veya daha da ileri gitmeyi; yine o ekiple süreç içerisinde çok iyi değerlendirip, birlikte karar vermek gerekiyor. Lider, o ekibi ayakta tutan kişi sadece…

 O liderin olmazsa olmaz özelliği nedir?

Liderin ekibine inanması ve güvenmesi gerekiyor. Çünkü yol, çok uzun.

Mesleki gelişim senin için ne ifade ediyor?

Eğitim Fakültesinden Matematik Öğretmeni olarak mezun oldum. Öğretmenlik deneyimim, bu yolda yürürken gelişti. Gelişmesindeki en önemli etkenlerden bir tanesi de çeşitli konferanslara katılmak ve diğer eğitimcilerle sürekli iletişim halinde olmaktı. İyi bir eğitmen olabilmek için eğitimdeki tecrübeleri paylaşmak gerektiğine inanıyorum. Herkesten mutlaka bir şeyler öğreniyorsunuz. Bazen çok kötü bir konferansa gidip birbirimizden yeni şeyler öğreniyoruz.

Bunların içinde seni hem mesleki hem de kişisel anlamda dönüştürdüğüne inandığın neler var?

Son zamanlarda eğitim teknolojileriyle ilgili organizasyonlar çok şey kazandırdı bana. Uzun zamandır katılamasam da “Eğitimde İyi Örnekler Konferansı” ve “Sonbahar Öğretmenler Sempozyumu”nun mesleki deneyimime çok katkısı olduğunu belirtmeliyim. Her ikisindeki çalıştay grupları beni çok etkilemiştir.

 “İnsanları dinleme becerimin artması beni daha iyi bir yönetici yaptı”

 Peki okul yöneticisi olarak seni yöneticilik anlamında besleyen ne oldu?

Aldığım Koçluk eğitimi yönetici olarak birçok şeyin farkına varmamı sağladı. Özellikle “dinlemeyi” öğrendim. Koçluk eğitimiyle insanları dinlemekle ilgili becerimin artması bana çok şey kattı diyebilirim. Çünkü bazen sadece dinlemek yeterli oluyor.

Bireysel Koçluk veya Koçluk eğitimi elzem bir şey midir?

Kesinlikle. İnsanları dinlemekle ilgili becerilerimin artmasının beni daha iyi bir yönetici yaptığına inanıyorum.

Hayat boyu öğrenmeye nasıl bakıyorsun?  

En büyük korkum öğrenmekten vazgeçmek. Bir yerlere gitmediğim zaman öğrencilikten kopuyor muyum diye kendimi sorguluyorum. Çünkü öğrenciliği bırakırsam bir süre sonra yerimde duracağımı, belli bir süre sonra da geriye gideceğimi biliyorum. Bu da meslek hayatımın sonu demek. Sürekli kendime öğrenecek, yapacak bir şeyler buluyorum. Son dönemde yabancı dil öğreniyorum. Ayrıca tenis öğrenmeye başladım.  Bir ara scuba diving yaptım.

Hobilerinin sana ne gibi katkısı olduğunu düşünüyorsun?

Her şeyden önce öğrenme sürecini yaşıyorsun. Öğrenme sürecinin aslında ne kadar sıkıntılı olduğunu görüyorsun ya da ne kadar zevkli… Bu bilgiyi meslek hayatıma katabiliyorum. Öğrenme sürecinde yaşadığım bir sorunu okulda öğrencilerimizin yaşamaması için neler yapabileceğimizi tartışıyoruz.

Okumaya vakit ayırdığını biliyorum. Başka nelerden besleniyorsun?

Sık sık tiyatroya gitmeye çalışıyorum. Vakit buldukça sinemaya ya da konserlere…

 “Kaydetmek çok ama çok önemli”

 Çemberin dışındaki yerlere gitmek, gözlemlemek, belki de sadece dinlemek sana neler kattı?

Gözlemci olmak da geliştirilebiliyor. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. İnsanların arasındaki ilişkiler, herkes bir şey öğretiyor aslında… Ve en önemlisi sonrasında bunu planlı

yapmayı öğreniyorsunuz. Şimdi çok fotoğraf çekiyorum, küçük notlar alıyorum. Kaydetmek çok ama çok önemli.

Bunca yıllık tecrübelerinde neleri kaydettin?

Öncelikle şunu öğrendim: Bir okul yapısı oluşturmak, insanların mutlu olabileceği ve kendilerini ait hissedebilecekleri ortamlar yaratmak çok önemli. Okulda çok uzun zaman geçiriyoruz. Yöneticiler, öğrenciler, öğretmenler, çalışanlar burada mutlu olurlarsa çok daha verimli olabilirler. Ben iyi şeyleri yakalarım, bu bakış açısı hayatıma hep kazanımlar getirdi.

 

“Günümüz gençleri bizlerden çok farklı… Çok duyarlılar…”

 Bu zamanın ruhunda toplumsal sorumluluk var. Bu açıdan baktığın zaman zamane gençlerini nasıl buluyorsun?

hüsniyılmazOnların bizlerden çok farklı olduğunu düşünüyorum. Bir kere çok duyarlılar. Teknolojiyi çok iyi kullanıyorlar. Birlikte çok güzel çalışıyorlar, çok yaratıcılar. Hedeflerini çok iyi belirliyorlar. Bizlerin çok yakın hedefleri vardı, uzun vadeli hedeflerimiz yoktu. Az önce paylaştım ben kayıt almanın önemini geç yaşta öğrendim. Gençler ise görüşmelerimizde herhangi bir paylaşımda bulunacaklarsa bana kayıtlarıyla geliyorlar.

 Bugünden sonrası için hedeflerin neler?

Şu andaki gündemimiz teknolojinin okulda çok daha iyi kullanılması. Ayrıca MYP adaylık sürecini başarılı bir şekilde sonlandırmayı ve akredite olmayı hedefliyoruz. Bir sonraki hedefimiz ise bir IB okulu olmak…

IB okulu olmanız açısından Adapazarı ENKA’nın en güçlü tarafı nedir? 

Birbirine inanan, destekleyen ve güvenen bir okul toplumu olmamız en güçlü yanımız.

Paylaşmak istediğin başka bir şey var mı?

Çok teşekkür ederim. Çok keyifliydi nasıl geçti anlamadım.

GERİ BİLDİRİM ARMAĞANDIR

BİR YORUM YAZ