Çocuklarla beraber ben de güçlendim

0
568

”Çocuklarla beraber ben de güçlendim”

IMG_0196

Öğrenenler Kahvesi için bu kez yine değerli bir eğitimciyle, TED Bodrum İlkokulu Müdürü Meryem Ebrem’le buluştum. Keyifle gerçekleştirdiğim bu söyleşiyi keyifle okumanız dileğiyle ve sevgili Meryem Ebrem’e içten teşekkürlerimle…

 Sevgili Meryem Ebrem Adapazarından Sarıkamış’a tayin oldun. Senin öğretmenlik hikâyen böyle başladı. Peki ya devamı?..

Aslında tam bir film gibiydi. Sarıkamış’a gidip gitmemek ailece verdiğimiz bir karardı. Henüz 21 yaşımdaydım. Üniversiteyi yeni bitirmiştim ve bir anda bilmediğin bir yere gitme durumuyla karşı karşıya kaldım. Bildiğim en uzak şehir Gaziantep’ti. Yakın çevrem Sarıkamış’a gitmemem için özel okullara başvurmamı önerdi. Ben idealist ve genç bir eğitimci olarak gitmeye karar verdim ve tayinim Sarıkamış’ta bir dağ köyüne çıktı. O dağ köyünde mesleğe başladım. Ancak köyde kalamadık, merkezde de ev bulamadık. Ev bulamayınca Sarıkamış’taki memurların, askerlerin kaldığı Kızılay Yurdunda kaldık. Diğer öğretmen arkadaşlarla birlikte köye gidip gelebileceğimiz bir servis organize ettik. Köye gittiğimde gördüğüm ilk manzarayı unutmam mümkün değil: Okul müdürü okulu boyuyordu ve işte o zaman evet burada çalışmalıyım dedim. Bir yıl boyunca çok zor günler yaşadım. Sabah uyandığınızda hava sıcaklığı eksi 30’larda 40’larda, servisin altında ateş yakılıyor, servis ısıtılıyor ve okula öyle gidiyorsunuz. Öğrencilerim Türkçe bilmiyordu, ben de Türkçe bilmeyen çocuklara okuma yazma öğretmenin yöntemini bilmiyordum. Aslında Sarıkamış bir eğitimci olarak her şeyi ilk kez deneyimlediğim yer olması açısından kişisel tarihimde büyük önem taşıyor. Çocuk sevgisinin, öğretme sevgisinin her şeyi aştığını ilk kez orada gördüm ben… Tüm bunları çocuklarla birlikte aştık. Hâlâ da çocuklarla aşıyorum birçok şeyi, onlardan öğreniyorum.

 O deneyim sana öğretmenlikle ilgili ilk neyi fark ettirdi?

Sarıkamış’ta yaşadığım süreçte, fakültede öğretilenlerin hayata geçmediği sürece sadece kuru bir bilgi olduğunu gördüm. Fakültede Türkçe, matematik gibi derslerin nasıl öğretileceğini öğrendik. Çocuk psikolojini, yaşamsal farklılıkları ise  ilk kez orada gördüm. Ve hiçbir şeyin kitaplardaki gibi olmadığını… Bölgenin Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen oryantasyon kursunun çok yararı oldu. O günden beri de oryantasyon eğitimlerinin çok yararlı olduğuna inanıyorum. Çevreyi, toplumsal yapıyı tanımamda, ihtiyaçları öğrenmemde,  hatta nasıl davranacağıma dek çok büyük faydasını gördüm o eğitimin. Fakültede öğrendiklerimi sahada hayata geçirme fırsatı bulduğum için mutluyum.

 “Deneyimli öğretmenlerin arasında zaman zaman ezildim ama onlardan çok şey öğrendim”

 Sarıkamış’ta ne kadar kaldın?

Bir yıl kaldım. Bir yıl sonra OHAL ve güvenlik nedeniyle hepimizin tayini çıktı. Ben mesleğimin ikinci yılında Sapanca’ya geldim ve orada çok deneyimli öğretmenlerle çalıştım. Onların arasında zaman zaman ezildiğimi hissettim ama yine de onlardan da çok şey öğrendim ve deneyimin ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Çok şanslıydım, oradaki öğretmen arkadaşlarım sınıfıma gelip  bana yöntemler gösteriyorlardı. O dönemde en çok baskıyı müfettişlerden gördüm. “İkinci yılında bir öğretmenin batıda ne işi var.” diyorlardı. Meslekteki ilk beş yılın önemini Sapanca’daki deneyimli öğretmenlerden öğrendim. Sonrasında Doğu hizmeti için yeniden tayinim çıktı. Bu kez Mardin’e gidecektim. Mardin’e gitmek bambaşka bir deneyimdi ve iyi ki gittim, iyi ki çalıştım, iyi ki oradaydım diyorum.

 Şu anda Mardin’e dair bunları söylemene yol açan nedir?

Orada yeni açılan bir okula gittim. Mardin halkının Yap-İşlet-Devret modeliyle yaptırdığı bir okuldu. Mardin’de Arap ve aşiret kültürüyle tanıştım. Tüm öğrencilerimin soyadı aynıydı. Yeni açılan bir okulda görev yapmak farklı bir deneyim sağladı. O yıl farklı mesleklerden kişilere öğretmenlik yapma hakkı verilmişti. Benim çalıştığım okulda böyle beş öğretmen vardı. Aslında ziraat mühendisi, orman mühendisiydiler ancak öğretmenlik yapıyorlardı ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Öğretmenliğimin ilk yıllarında onlara rehberlik yaptım.

 “Öğretmenlikte pedagoji bilmemek birçok hataya sebep oluyor”

 Farklı disiplinlerden gelen öğretmenlerle çalışmak senin eğitime, öğretmenliğe dair hangi ezberlerini bozdu?

Eksiklerimi görmemi ve mesleğe daha çok sarılmamı sağladı. Öğretmenlikte pedagoji bilmemek birçok hataya sebep oluyor. O hataların nasıl zararlar verdiğini görüyorsunuz. Sonuç olarak biz çocuk odaklı çalışıyoruz. Eğitim Fakültesinde ve sahada her şeyden önemlisi pedagojiyi öğreniyor ve deneyimliyorsunuz. Pedagoji bize, çocuklara nasıl yaklaşmamız gerektiğini öğretiyor.

 Mardin deneyimi eğitimle ilgili pek çok şeyi karşılaştırmanı sağlamış görünüyor. Nasıl bir iş birliği oldu farklı bir alanda eğitim alıp öğretmenlik yapan çalışma arkadaşlarınızla aranızda?

O öğretmen arkadaşlarımız bilgiye çok açıklardı ve bu mesleği yapmak istiyorlardı. Bilgiye açık olanlar bizden yöntem ve teknikler öğreniyorlardı, çocuklara nasıl yaklaşmaları gerektiği konusunda sorular soruyorlardı. Bunlar  benim ilk zümre çalışmalarım oldu aslında. Bir devlet okulunda da iş birliği yapabileceğimi gördüm. Bilmediğin bir yerde, tanımadığım bir kültürdeydim ve öyle bir meslek ki herkes gerçek anlamda bir eğitim aşkıyla orada. Hepimiz birbirimize çok destek olduk. Okulda kısa sürede çok güzel çalışmalar yaptık. Kendi isteğiyle okul sonrası çalışmalara kalanlar o kadar çoktu ki… Müthiş bir iş birliğinin sonucunda, okul bir yıl sonra çevrede örnek gösterilir bir duruma geldi. O bir yılın sonunda ise hepimiz yine dağıldık. Ben hâlâ Mardin’e gittiğimde o yılın izlerini görüyorum.

“Sakarya depremi büyük bir travmaydı”

 Peki sonra?

Bir yıl sonra deprem oldu. Ailem Sakarya’da yaşıyordu ve büyük bir travmaydı. Ailemin yanında olmak istiyordum, tayin için başvurdum ancak olmadı. Çünkü evimiz yıkılmamıştı, ailemizde ölüm yoktu. Maalesef bürokrasiyle karşılaştım. “Evinize yıkık raporu alın, tayininizi yapalım.” dediler bu da benim prensiplerime çok aykırıydı. O dönemde çadırda yaşarken bir gazete ilanında tesadüfen depremzede çocuklar için okul açılacağını gördüm. Babamın ısrarı üzerine başvurdum. İlk görüşülen öğretmendim.

Bahsettiğin bir özel okul ve Milli Eğitim’den özel okula geçmek bir yol ayrımı senin için. Buna nasıl karar verdin?

Aslında hemen karar vermedim. Hayatımın ilk iş görüşmesiydi. Görüşmenin ardından düşünmek istediğimi belirterek Mardin’e gittim. 4-5 gün sonra Düzce depremi oldu ve ailemden 3 gün haber alamadım. İşte o zaman da karar verdim teklifi kabul edecek, bu kez depremzede çocuklara hizmet edecektim. Özel okul olarak yaklaşmadım konuya, farklı bir misyonu yerine getireceğimi düşündüm. Görüşmeyi yaptığım kişileri aradım ve görevi kabul ettiğimi söyledim.

 Bu kararı hızlandıran aynı zamanda kendindeki değeri fark etmek oldu belki de…

Ailem ve Sakarya’daki eğitime ihtiyacı olan depremzede çocuklar benim için önemliydi. Çünkü ben de burslu okumuş bir öğrenciydim. Çalışacağım kurumun misyonu da bu kararı almamda etkili oldu. Bu noktada okulun değerleriyle eğitimcinin kişisel değerlerinin örtüşmesi son derece önem taşıyor. Eğer siz değerlerine bağlı biriyseniz…

“Deprem sonrası, eğitimin devamı için çocukları tek tek çadırlardan bulduk”

 Ve Adapazarı Enka’da sınıf öğretmeni olarak göreve başladın.

Ortada okul yoktu çadırlar vardı. Eğitimin devamı için çocukları tek tek çadırlardan bulduk. Çok zorlu bir süreçti.  Biz de çadırlarda kalıyorduk. Ekim ayında okul prefabrik olarak açıldı. Orada sınıf öğretmeni olarak göreve başladım ve dört yıl boyunca Zümre Başkanlığı, Akademik Başkanlık görevlerinde bulundum. Çocuklardan yine çok şey öğrendim. Travma yaşamış, anne-babasını kaybetmiş, toplumsal çöküntü içindeki bir ilde öğretmenlik yapmak insana çok şey öğretiyor.

Mesleğe bakış açını nasıl etkiledi o gruplarla çalışmak?

Mesleğe bu kez farklı bir yönden bağlanmamı sağladı. Hiç pişman olmadım devletten özel okula geçtiğim için. Biliyorsun aslında eğitim herkesin çıkış noktası, tutunması gereken bir yer. O çocukların da eğitimden başka tutunacak dalları yoktu. Çalıştığım kurum, orada çalışan öğretmenler çok büyük bir imkândı o çocuklar için ve o çocukların hayata nasıl bağlandığını gördüm. Orada yaptığımız dersler çocukları her şeyden uzaklaştırıp tamamen hayata bağlıyordu. Bu anlamda da çalıştığım kurum inanılmaz işler başardı. Çocukların hepsi çadırdan çıkıp prefabrikte kalmaya başladılar. Depremin üzerinden henüz iki ay geçmişti. Okuldaki bu eğitim çocuklar için aynı zamanda “Hayat devam ediyor” mesajıydı ve eğitim hayata tutunacak en önemli noktaydı. Bu süreçte biz de  travmalı çocukların eğitimine yönelik eğitimler aldık. Travmalı çocuklarla nasıl ders yapılır, travmadan çıktıklarını nasıl anlarsınız? gibi… Çünkü bir bakıyorsunuz çocuk ders esnasında bir anda travmadan çıkıyor. O dönem, benim öğrendiğim pedagoji bir anda rafa kalktı. Çünkü pedagojik bilgim  travmalı çocuklara yönelik değildi. Bu anlamda da kurumumuz çok fazla eğitim aldırdı. Ve tamamen ezber bozuldu orada. Çocukların nasıl hayata bağlandığını gördükçe tekrar tekrar eğitim aşkıyla dolduk, onlara faydalı olabilmek için canla başla çalıştık.

 O eğitimleri almak sana nasıl bir yol açtı?

Çok güçlendiğimi hissettim. Çocuklarla beraber ben de güçlendim.  “Evet, başka sorunlarla da  baş edebilirim.” Bu duyguyu, bu gücü kazandığımı fark ettim. Bu duygu, yeni riskler alabilmeme olanak sağladı.

 “Otistik çocuklarla çalıştım ve eğitimin farklı boyutlarıyla tanıştım”

 O dönem aldığın en büyük risk neydi senin için ?

İlk defa o dönemde özel öğrenciler için eğitimler almıştım, otistik çocuklar için… Otistik çocuklarla çalıştım ve bir anda eğitimin farklı boyutlarıyla tanıştım. Benim için onlarla çalışmak, aileleriyle tanışmak, onların hayatına girmek çok farklıydı. Farklı ve riskliydi aynı zamanda. Bu dönemde babamı kaybettim ve o süreç yeni kararlar almam gerektiğini düşündüğüm bir dönem oldu. Çünkü hem Sakarya’da bulunmak hem babamı kaybetmek bende oradan uzaklaşma ve kendimi görme isteği yarattı. Bir başka deyişle konfor alanımdan çıkmak istedim. Kurumuma da bunu açık yüreklilikle söyledim ve aldığım bu kararla İstanbul’ a taşındım. Farklı bir kurumda bir yıl çalıştım.  O dönemde bu kez İstanbul Enka’dan çalışma teklifi geldi, bu benim için yuvaya dönmek gibiydi. Orada görevim 10 yıl devam etti.

 Bu 10 yıllık süreç sende kişisel ve mesleki olarak nasıl bir açılım yarattı?

Aslında ben özel okulla, İstanbul Enka’yla tanıştım. Gelişime açık olması, öğretmen eğitimine yatırım yapması beni çok doyurdu. Çünkü öğrenmenin hayat boyu olduğuna inananlardanım. Her gittiğim yerde öğrenme istediğim ön plandaydı. Bazen çocuklardan bazen çevreden bazen de aldığınız eğitimlerden öğreniyorsunuz. Benim için bunların hepsi bir öğrenme aracı… Yurt içi ve yurt dışında aldığım eğitimler daha çok kendimi bulmamı sağladı. Çocuklar için ne yapabiliriz diye düşünürken  bir anda düşündüklerinizi yapabileceğiniz, sizin önünüzü açan bir kurumda çalışıyorsunuz. Bu harika bir duygu.. Ben Enka’da aslında birkaç üniversite okudum diye düşünüyorum. Orada eğitimin farklı boyutlarını ele aldık, hem sınıf içi hem zümre çalışmaları hem de koçluk eğitimleri buna imkan tanıdı.

“Farklı kişilerle çalıştığınızda işbirliğinin, ekip olmanın değerini anlıyorsunuz”

meryemebrem

 Uluslararası programlarla tanışman bu dönemde mi oldu?

Okuldaki PYP sürecinin en başından itibaren vardım. Yine ezberlerin bozulduğu bir süreçti. Biz olmayı öğrendiğimiz bu süreçte sil baştan yeni bir eğitim programı oluşturduk. Bu aynı zamanda hayatımıza da yeni şeyler kattı. Her yıl farklı zümrelerle çalışmak çok büyük zenginlik kazandırdı.  Farklı kişilerle çalıştığınızda iş birliğinin, ekip olmanın ve beraber iş çıkarmanın değerini anlıyorsunuz. Bunu hem çalışırken hem de aldığınız eğitimlerde öğreniyorsunuz.  İkisi aslında sarmal şekilde ilerliyor.

 Peki, her şey istediğin gibi giderken ne oldu da bir değişim istedin?

Farklı bir kültürle, farklı gruplarla çalışmak sizde alışkanlık yapıyor ve belli bir süre sonra bunun isteğini duyuyorsunuz. İstanbul Enka’da çalışırken belli bir grubun arasında kaldığımı hissettim. Hayat oradaki kurumla sınırlı kalmaya başladı. O sırada Öğretmen Akademisi Vakfı’yla tanıştım. Misyonu çok hoşuma gitti. Öğrendiklerimi bu sefer devlet okullarındaki öğretmenlerle paylaşacaktım. Bu benim için inanılmazdı. Şu bir gerçek ki benim farklı kişilerle çalışmam gerekiyor, konfor alanım bazen beni yoruyor. Bu nedenle Öğretmen Akademisi Vakfı’nda gönüllü eğitmenlik yapmak bana çok iyi geldi. Hem aldığım eğitim hem de onun sahada uygulanması açısından… Doğu Anadolu  ve Güney Doğu Anadolu’ya tekrar gitmek, oradaki öğretmenlerle tanışmak, onlarla birlikte üretmek olağanüstüydü.  Ancak 3 yıl sonra o da yeterli gelmemeye başladı. Bulunduğum ortamı yine  değiştirmem gerekiyordu.

 “O kararla aslında yeniden yeşerebileceğimi görmek istedim”

O günlerde benimle paylaştığın için biliyorum. Çevrendeki birçok kişi “Ne gerek var Meryem” dedi sana. Bu sözlere rağmen nasıl yeni bir karar alabildin?

Kolay bir karar değildi. Ancak şuna çok güveniyordum: Geçmişte de yer değiştirdim. Tekrar tekrar oluşumlarda bulundum ve şimdi bunu yeniden yaşamaya ihtiyacım var. Ben aslında kendimi görmek için yer değiştirdim. O kararla aslında yeniden yeşerebileceğimi görmek istedim. Çünkü her gittiğiniz yer bir risktir. Tekrar başarabilecek misiniz ya da oradaki sürece göre tekrar çalışabilecek misiniz? Bunu görmeyi çok istedim. Aldığım karar;  İstanbul dışına çıkmak, uzak bir yere gitmek açısından çok zordu. Herkesin bir Bodrum hayali vardır ancak benim hiç öyle bir hayalim yoktu.  

Sadece şehir değil bir pozisyonda değiştirdin?

Evet, yeni kurulan bir okulda Müdür Yardımcısı oldum ve hiç kimsenin birbirini tanımadığı bir ekibin içinde… Üç idareci olarak göreve başladık. Üçüyle de daha önce hiç çalışmamıştım. Kurum değiştiriyorsunuz, yıllardır alışageldiğiniz eğitime bakış açınızı değiştiriyorsunuz. Kısacası yine, yeni bir risk alıyorsunuz. Aklımdaki soru işaretleri benim geri adım atmama sebep olmadı. Yeni şeyler üretmem gerekiyordu. Aynı kurumda uzun yıllar çalışınca belli bir yerden sonra aslında üretmiş gibi görünüyorsunuz ancak üretmiyorsunuz. Ailem de bu aşamada destek oldu. Onların bakış açısı önemliydi ve desteklerini aldım. Sen kendini nerede iyi hissedeceksen şeklinde bir yaklaşım sergilediler bana. Sahip olduğunuz değerler insana büyük bir güç veriyor ve hayata bağlıyor. Kendi adıma sahip olduğum o değerlerle ayakta olduğumu düşünüyorum  hayatta. Bu sürecin ardından Bodrum’a gittim. Yine okul binasını görmeden okulla anlaştım. Ama bunun kararlılık olduğunu düşünüyorum. Anlaşmayı imzaladıktan sonra Bodrum’a ev bakmaya gittim. Okul binası tamamlanana kadar küçük bir ofiste çalıştık. İnanılmaz keyifliydi.

“Yöneticilikte karşınızdaki ile aranıza bir masa giriyor. Liderlikte masanın diğer tarafına geçiyorsunuz” 

 Önce  Müdür Yardımcısı, iki yıl sonra da Okul Müdürü oldun. Yeni kurulan bir okulda yönetici olmanın avantajı nedir?

Ekibinizle birlikte bir sistem oluşturuyorsunuz. Ben önce ekibimi tanımak istedim. Onlarla beraber nasıl bir sistem oluşturabileceğimiz üzerinde çalıştık. Bodrum kozmopolit bir yer, orayı da iyi analiz etmemiz gerekiyordu. Kurum kültürünü iyi anlamamız gerekiyordu. İlk yıl çok zordu. Ekibi iyi tanımaya çalıştım ve şanslıyım ki inanılmaz bir uyum için çalıştık.

 Nelerde uzlaştınız?

Öncelikle eğitimin öneminde uzlaştık, ekibin uyumunda uzlaştık. Ekip içinde ayrıştırıcı değil birleştirici olmaya önem verdik. Çatlak sesleri dinlemeye özen gösterdik. Birbirimizi çok iyi dinlemeye, duymaya ve anlamaya ihtiyacımız vardı, özellikle ilk yıl.

Peki liderliği nasıl tanımlarsın?

Üzerinde çok düşündüğüm bir konu. Yöneticilikte karşınızdaki kişi ile aranıza bir masa giriyor. Liderlikte masanın diğer tarafına geçiyorsunuz  ve “Beraberiz” anlayışı var. “Biz beraber neler yapabiliriz?” sorusunu çalıştığım arkadaşlarıma hep sordum. Ben masa arkası yönetici olmak istemedim. Benim için çocuklarla, zümre arkadaşlarımla olmak çok daha önemli… Çünkü esas kararlar zümre toplantılarında alınıyor, yöneticinin odasında değil. Ben her zümre toplantısında bulunmaya, öğretmen arkadaşlarımla birlikte aynı masada çalışmaya önem veriyorum. Zümre toplantılarım, benim de kitap ve defterlerle gittiğim toplantılar oluyor. Liderlik açısından bunu önemli buluyorum.

“Fikir birliğine ancak fikir ayrılıklarıyla varabiliyorsunuz”

“Liderlik bir pozisyon değil bir davranış biçimidir” cümlesi aslında liderlikle ilgili çok şey anlatıyor.  Peki, sana göre bir lider hangi değerlere sahip olmalıdır?

Her sese kulak vermek gerekiyor. “Biz bir ekibiz” demek gerekiyor. Bir başkasının da yeri geldiğinde lider olabileceğini bilmek gerekiyor. Fikir birliğine ancak fikir ayrılıklarıyla varabiliyorsunuz.  İşte o yüzden iyi bir dinleyici olmak ve her değere saygı göstermek gerekiyor. O zaman yenilikler ortaya çıkıyor,  ezberler bozuluyor. Ben ezberlerin bozulması gerektiğine inananlardanım, tıpkı kendi hayatımda olduğu gibi. Liderlik  biraz da bu ruhu verebilmekte yatıyor.

Ezber bozmak için, mesleki gelişimin için kendine zaman ve fırsat yarattın. Senin ezberini bozan üç eğitim başlığını paylaşır mısın…

İlki NLP eğitimiydi. Yıllar sonra aldığım Koçluk eğitimi ikincisi oldu. Aslında o kadar bağlantılı ki her iki eğitim de birbiriyle. Üçüncüsü ise özel çocuklar için aldığım için eğitimdi. Şimdi zihinsel engelli çocukları odağına alan projeler, ortak çalışmalar yapıyoruz okulumuzdaki öğretmenlerimizle çünkü çocuklarımızın da ezberlerinin bozulmaya ihtiyacı var. Böylelikle onların bakış açılarını değiştiriyoruz.

 “Hayat boyu öğrenmenin bir farkındalık olduğuna inanıyorum”

 Bu noktada hayat boyu öğrenmeye nasıl bakıyorsun?

Her ortamda, her kültürde öğrenme penceresinden bakıyorsun, öğreniyorsun. Ben hayat boyu öğrenmenin bir farkındalık olduğuna inanıyorum. Her gezdiğim yerde, kültürde, okuduğum kitapta, her yeni ekipte öğreniyorum. Çünkü öğrenme penceresinden bakıyorum.

Son zamanlarda en çok etkilendiğin ne var öğrenme pencerene düşen?

Bu yıl okulda gerçekleştirdiğimiz Bodrum’un değerleri projesi… Bulunduğunuz yerin değerlerini ortaya çıkarıp onu eğitime entegre ediyorsunuz ve bu çok önemli. Mesela biz zeytinyağı ve mandalinayı öne çıkardık. Yerli malını kutlamaya böyle başladık. Çocukların tüketmekten önce  bulunduğu çevrede üretici ve girişimci bir bakış açısına sahip olması çok önemli. Benim PYP’ de  öğrendiğim en önemli noktalardan biri de buydu: yakından uzağa bir bakış açısı olması.

Okulun bütün birimleriyle birebir çalışmak, öğretmenlerin hep içinde olmak… Bundan söz eder misin biraz da…

Aslında ince bir çizgi bu ve ben bunu deneyimleyerek öğrendim. İdarecilik gerçekten de ince bir çizgiymiş, böyle olabileceğini hiç düşünmemiştim çünkü 18 yıllık öğretmenlikten sonra idareci oldum. İşte o noktada, nerede duracağının kararını iyi vermen gerekiyor. “Biz bir ekibiz ve herkes de değerlidir.” Bu duyguyu verebilmek çok önemli.

“Değerlerimiz sözde kalmamalı,  çocuklara okulda yaşatılmalı”

Sen nasıl bir ekip arkadaşısın?

Ben dinleyen bir ekip arkadaşıyım. Bana aykırı da gelse o projenin başarılı olabilmesi için ben orada var olabiliyorum. Bir başka deneyimi dinliyorum, çünkü dinlemeye değer veriyorum. Bir de üretici biri olduğumu düşünüyorum.

 Okulunda stajyer öğretmenler var. Stajyer öğretmenlerle özellikle bir okul lideri olarak  neleri paylaşıyorsun?

Etik değerleri paylaşıyorum onlarla ve özellikle sınıfta gözlem yapmaları için fırsatlar yaratıyorum.

Seyahatlerinden söz etmiştin bir başka sohbetimizde. Seyahatlerden nasıl besleniyorsun?

Farklı yerler görmek bakış açınızı değiştiriyor. Ne kadar farklı yerler görürsem kendi dünyamı da genişlettiğimi düşünüyorum. Farklı kültürleri deneyimlemek; farklı kişileri, farklı fikirleri anlamayı kolaylaştırıyor.

Son olarak paylaşmak istediğin bir şey var mı?

Değerlerimizin  sözde  kalmasını değil çocuklara okulda yaşatılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunu son söz olarak özellikle belirtmek isterim.

Çok teşekkürler, değerli yanıtların için…

IMG_0200 (1)

 

GERİ BİLDİRİM ARMAĞANDIR

BİR YORUM YAZ