“İstanbul’da standartlaşma adına öğretmenlerin renkleri yok ediliyor” 2.bölüm

0
1064

Sohbetin ilk bölümü burada ”Fide, pek çok ortak hayalimin ortak noktası”

“İstanbul’da standartlaşma adına öğretmenlerin renkleri yok ediliyor”

 Okul kültürü öğretmenliği etkileyen bir şey midir?

Öğretmen bir okula geldiğinde ilk olarak okulun profilini, neyi önemsediğini gözlemliyor ve hemen buna göre şekil alıyor. Zaten okullar da bunu zorunlu kılıyor. Okul aslında öğretmenlerin özgün olmasını istemiyor. Bu anlayış renkli öğretmenlere okullarda yaşama şansı bırakmıyor. İstanbul’da ilk fark ettiğim bu oldu: Standartlaşma adına öğretmenlerin renklerinin yok edilmesi… Okulun beş şubesi varsa beşinde de aynı şeyin yapılmasını zorunlu kılıyor. Zaten okul bunu velilerine de taahhüt ediyor. Sonra aynı okulun bireyselleştirilmiş,  farklılaştırılmış eğitimden bahsetmesi de bana komik geliyor.

Gösterilenlerle yapılanlar arasındaki o hayal kırıklığı nasıl bir karar almanı sağladı?

Bu hayal kırıklığı bana aynı zamanda özgüven de verdi. İstanbul’un birçok konuda geride kaldığını gördüm. Bunu görmek kendime güvenmeme ve iş yapma konusunda cesaret duymama yol açtı açıkçası…

 Orada nasıl bir karar verdin?

Kendi kişilik özelliklerime ve deneyimlerime uygun bir iş tasarladım. Profesyonel yöneticiliği bırakıp Likya Danışmanlığı kurdum ve yeni açılan özel okullara danışmanlık yapmaya başladım. Bir okulu hayal aşamasındayken konumlandırıp; eğitim programları, mimarisi, öğretmen kadrosuna kadar tüm süreçlerine yönelik danışmanlık hizmeti veriyordum. Yeni bir iş koluydu o dönem için ve benim kişilik özelliklerime, deneyimlerime çok uygundu.

 “Likya Danışmanlık benim kendimi yetiştirdiğim bir okul oldu”

 Peki, avantajı ne oldu?

Okulculuktan gelip aynı dili konuşmak, sisteme bütün bakabilen birinin sisteme dâhil olması; hem bana hem de danışanlara avantaj getirdi. Ben aslında bir taraftan da yeni okullara deneyim taşıyıcı biri hâline geldim. Eski okullarda yaptığımız hataları danışmanlık hizmeti verdiğimiz yeni okullarda yapmamaya özen gösterdik, buna önem verdik.

 Çok farklı okul kurucularıyla tanıştın, çok farklı kültürlerde okullar kurdun. Danışmanlık tam olarak nerede başlayıp nerede bitiyordu?

Okulun hayal aşamasından, açıldığı ilk güne kadar devam eden bir süreç… Kayıt kabulden, teknolojilerin seçimine; öğretmen, yönetici seçiminden, organizasyon şemasının çıkarılmasına, tanıtım stratejilerine kadar uzanan geniş bir perspektif olduğunu söyleyebilirim.

Danışmanlık ilişkisi ilginç bir şekilde karşılıklı bir etkileşim aslında. Çok farklı kültürlerde okullar kurdum, çok farklı kültürlerden gelen kurucularla çalıştım. Bu bana, sektörün her cephesinden bakma fırsatı sağladı. Likya Danışmanlık daha çok benim kendimi yetiştirdiğim bir okul oldu diyebilirim.  Kurucusu olduğum Fide ile birlikte 16 tane okulun kuruluşunu gerçekleştirdik.

 Süreç bittikten sonra dışarıdan o okullara bakmak nasıl?

Bazen keyifle bakıyorsun bazen olmuyor. Öyle olunca, farkına varmadan sahiplendiğini görüyorsun. Gidip o okulda izini gördüğünde bir heyecan duyuyorsun, bazen de o izin silindiğini görüyorsun. Aslında bu çok doğal, okulla aranda kaçınılmaz olarak duygusal bir bağ kuruyorsun. Okullarla aramdaki duygu bende hiç kopmuyor. Dönem dönem güçleşiyor bu çünkü çok yakınlaşıyorsun bir süre sonra.

“Liderlik sizin tanımladığınız bir kavram değildir.Sizi tanımlayan bir şeydir”

Aslında her bir süreçte bir liderlik var. Liderliği nasıl tanımlıyorsun?

Liderlik aslında daha çok profesyonel dünyaya ait bir kavram gibi gözükmekle birlikte en temel yanı iş yaptığın insanlarla ve çalışma arkadaşlarınla kurduğun duygusal bağda gizli. Yöneticilik teknik bir kavram ama liderlik teknik değil, duygusal bir kavram. Ya lidersiniz ya da değilsiniz. Lidermiş gibi yapamazsınız Liderlik sizin tanımladığınız bir kavram değildir. Sizi tanımlayan bir şeydir.

Peki, sen nasıl bir lidersin?

On numara, beş yıldız (Kahkahalar…). Lidere “Nasıl bir lidersin?” diye sorulmaz, takipçilerine sorulur. (Kahkahalar…) Zor bir şey insanın kendine dair söz söylemesi… Sanırım ilişki yönü güçlü bir yöneticiyim. İnsanlara liderliği bir vasıf gibi giydirmeye çalışıyoruz. Liderlik vasfı olmadan da iyi bir yönetici olabilir kişi. Herkes lider olmak zorunda değil.

“Finlandiya’daki eğitim programı değişikliğini, Ağrı’daki öğretmen de dünyayla aynı anda öğreniyor”

 Senin hayatında önemli bir nokta: Eğitimpedia… Biraz da ondan söz eder misin…

İtiraf etmeliyim ki Eğitimpedia hayatta yaptığım en iyi işlerden biri… O kadar çok insana dokunuyor, o kadar çok insan Eğitimpedia’da okuduğu bir makaleden etkilendiğini dile getiriyor ki; bir kere bunun keyif kısmı çok değerli. Yaptığınız bir işin bu kadar yaygın bir kitleye ulaşıyor olması son derece keyif verici bir şey, ayrıca çok inanarak yaptığımız bir iş. İnsanlar ne duymak ister diye bir şey yazılmıyor ya da çevrilmiyor Eğitimpedia’da. Oradaki her makaleye inanıyoruz, inandıklarımızı paylaşıyoruz sadece.

Eğitimpedia hangi ihtiyacı giderdi?

Dil, öğretmenlerin önünde bir bariyer. Pek çok öğretmen yabancı dili olmadığı için dünyadan beslenemiyor. Bu defa da dünyayla ilişki kurmak sadece yabancı dil öğretmenlerinin tekelinde bir işe dönüşüyor. O yüzden özel okul yöneticilerinin çoğu İngilizce öğretmenleri, çünkü sadece onlar dünyayla ilişki kurabiliyor. Sonra da dünyada uygulanan bir model ya da içerik getirilip öğretmenler üzerinde bilgi iktidarı kuruluyor. Seminerlerde, sempozyumlarda İngilizceden çevrilmiş makalelerle sunum yapmak bir şova dönüşmüş durumda. Biz Eğitimpedia’da şunu yapmış olduk her şeyden önce; dünyadaki en iyi eğitim bloglarını takip ediyoruz. Orada dikkatimizi çeken ve Türkiye koşullarına da uygun bulduğumuz en güncel makaleleri, 1-2 saat içerisinde Eğitimpedia’da yayınlıyoruz. Finlandiya’daki bir eğitim programı değişikliğini, Ağrı’daki öğretmen de dünyayla aynı anda öğreniyor. Bu o öğretmene dünyadan kopmamakla ilgili bir duygu veriyor. Dil bariyeriyle ulaşamadıkları ve asla ulaşamayacaklarını düşündükleri bir dünyayla onları buluşturuyoruz.

 Eğitimpedia seni nasıl bir dünyayla buluşturdu?

Daha meraklı bakmaya başladım etrafa. Sadece kendim için değil, insanlara ne anlatırım diye aslında. Bu ilgi bir sorumluluk getiriyor. Sonuçta orayı takip eden çok sayıda insan var. Acaba onlar neyi merak ediyordur, bir kişinin daha okuması için ne yapabilirim gibi bir durum oluştu.

Bence sosyal sorumluluğun ezberleri de bozuldu ne dersin? Sosyal sorumluluk deyince hep yüz yüze, yakın bir iletişim akla geliyor. Sosyal sorumluluğun farklı bir mecrada da hayat bulabileceğini gösterdi Eğitimpedia

Evet, Eğitimpedia ticari amaçla kurulmuş bir site değil, bir sosyal sorumluluk projesi. Burayı bundan sonra daha da nasıl geliştirebiliriz, asıl derdimiz bu.

 “Çocukların oyun hakkını onlara yeniden vermeyi başarırsak, Eğitmpedia bence görevini yapmış olacak”

 Şu ana kadar misyonunu gerçekleştirdi mi?

Büyük oranda gerçekleşti. Kuruluş misyonunun oldukça ilerisindeyiz diyebilirim. Bu kadar yaygın bir kitleye erişeceğimizi, etki yaratacağımızı açıkçası çok öngörmemiştik. Yarattığı etkiyi her yerde görüyoruz. Velilerden duyuyoruz, öğretmenlerden duyuyoruz. İlk kez galiba bir blogda hem ebeveynin, hem öğretmenin çocuklara aynı yerden bakmasını sağladık.

Hangi ezberleri bozduğunu düşünüyorsun?

Türkiye’de en değerli şey akademik eğitim. Bir kere bu ezberi bozduk. Çocuğa ne kadar çok bilgi yüklersek o kadar iyi anlayışını ve yaklaşımını tersine çevirdik diyebilirim. Dünyada gelişmiş ülkelerde oyun odaklı eğitimin ne kadar kıymetli olduğu, eğitimin vazgeçilmezi olduğu sanırım Eğitimpedia’daki yayınlardan sonra daha da netleşti. Eğitimpedia’da öğretmenin kendini veliye anlatmasına araç olmaya çalıştık. Bu çabanın öğretmenin ne kadar değerli olduğu ile ilgili güçlü bir farkındalık oluşturduğunu görüyoruz. Ayrıca velinin çocuğu ile kurduğu ilişkideki ifadelerine ve bunun olası etkilerine de önemli oranda dikkat çektik diyebilirim.

 Yıllar içerinde oyun, oyun araçları değişti ama neler baki kaldı?

Kırşehir’de bir deyim vardır: “Abdal düğüne, çocuk oyuna doymaz”. Aslında biz oyunun doyulmaz bir şey olduğunu savunuyoruz. Çünkü şöyle bir noktaya gelindi: Oyun küçük yaşlarda oynanır ve okul çağı itibariyle de biter. Ne yazık ki böyle keskin bir anlayış yerleşti. Eğitimpedia sanırım orada bir bariyer kurdu. Biz, oyunun çocuğun en temel hakkı olduğunu yeniden savunur hale getirmeye çalışıyoruz. Çocukların oyun hakkını onlara yeniden vermeyi başarırsak, ülkede böyle bir iz bırakırsak Eğitimpedia bence görevini yapmış olacak. 

Hayaller, hayal kurmak, hayallere kavuşmak senin için ne ifade ediyor?

Ben hayalperest bir çocuktum. Küçücük bir şeyler başardıysam bu hayalperest olmamdandır. Bunun ana ateşleyicisi ya bir duvarın ya bir ağacın tepesinde, en zor günümde bile hep bir hayalimin olmasıdır. O hayali kurma anını seviyorum.

 “Fide, öğretmen ve öğrenci merkezli bir okuldur”

 Fide Okulları nasıl bir hayaldi senin için?

Pek çok hayalimin ortak noktası diyebilirim Fide için. Bu artık bir iddiayı ortaya koymakla ilgili bir şey. Özel okulculuk ya da okula dair eleştirel bakan bir yerden çok söz söyledik bugüne kadar. Fide, bunların somut bir yerde hayat bulmasını sağlamak açısından benim için çok kritik bir yer. Gençlik dönemimizde politika yapmak demek, dünyayı değiştirmekti. Evin içini, odanı değiştiremezken, dünyayı değiştirmek gibi çok yukarıdan iddialarda bulunan ama aslında hiçbir şey yapmayan bir yerdeydik. Ben galiba son yıllarda bunu değiştirdim. Etki alanımda kalmaktan, etki alanımda bir şeyleri değiştirmekten bahsediyorum. Bu kendinle yüzleştiğin bir alan. Dünyayı değiştirmek, iş yapmamakla ilgili bir kaçış alanı aslında. Niye yapamıyorsun? Ne yapalım dünya böyle kardeşim gibi…  Ben o konuda hem biraz iyimserim hem de kendi bulunduğum alanda doğru etkiyi, dönüşümü sağlarsam, hayal ettiğim büyük etkiyi de sağlayabileceğime inanıyorum. Ben Fide’yi kurarken açıkçası Maltepe’de küçük bir okulum olsun, oradan da çok para kazanayım hayaliyle kurmadım. “Fide, eğitimi dönüştürüyor” şeklinde daha büyük iddialarım, daha büyük hayallerim var aslında. Bu bir okul için iddialı gözükebilecek bir şey. Ancak eğer doğru işler yaparsak, eğitimi gerçekten dönüştürebiliriz. Bunu belki Fide yapmayacak, belki başka bir okul yapacak. Bu açıdan Fide’ye, “o dönüşümün ilk adımı” misyonunu yüklüyoruz diyebilirim.

Dönüştürmeyi nasıl tarif edersin?

Dönüştürmek kendi içerisinde doğru olanları almak, çıkarmanız gerekenleri çıkarmak; asıl geldiği kökten kopmadan, koparmadan… Biz Fide’de açıkçası eğitimi yeniden o en sade haline dönüştürmeyi hedefliyoruz. Dönüştürmekten kastımız bu: Aslına dönüştürmek.

 “Burası benim kendimi gerçekleştirme alanım”

 Sevgili Ali, gerek sosyal medyada, gerekse söyleşilerinde ve gerekse de veli görüşmelerinde şu anda kurucusu olduğun Fide Okullarına dair neler yapacağını ve nasıl yapacağını çokça paylaşıyorsun. Ben asıl Fide’yi neden kurduğunu merak ediyorum.

Fide’yi kurmamın nedeni açıkçası her şeyden önce iz bırakma ihtiyacı galiba. Çünkü ben birinci motivasyon kaynağı para kazanmak olan biri değilim. Benim birinci motivasyon kaynağım bir iş yapmak, yaptığım işin özgün bir iş olması. Her işin bir halesi vardır ya, etrafına yaydığı bir ışık… Onun iyi olmasıyla ilgili bir durum, bir duygu… Fide’nin binasını ilk gördüğüm andan itibaren hayal ettiğim, kurmak isteğim okul olduğu duygusu bende çok net oluştu. Fide için bir yanıyla benim bugüne kadar iddia ettiğim şeyleri gerçekleştirme çabam, diğer yanıyla da karşı çıktığım şeylerin yer almadığı bir okulun olabileceğine dair ispat çabası diyebiliriz. Fide’yi bunca yıldır oluşturduğum birikimi, deneyimi somutlaştırdığım, ete kemiğe büründürdüğüm yer olarak görüyorum. Fide, benim kendimi gerçekleştirme alanım.

Ali Koç’un kişisel tarihinde neler var onu dönüştüren?

Köydeki okulum var, üniversitem var. Kitaplar, filmler, insanlar var.

Son dönemlerde okuduğun, izlediğin neler var sana ilham veren?

Geçenlerde Jean Jack Rousseau’nun Emile’ni okudum tekrar. Bir çocuğun üzerinden anlatılan süreç çok değerliydi. Bahçıvanlar üzerine bir belgesel izledim. Fide’nin öğretmene yaklaşımını da net olarak oradan referans aldık. Eğitimpedia’da yayınladığımız Stephen Hawking’in matematik öğretmeniyle arasındaki “şans verildiğinde her çocuğun neler yapabileceği”ni işaret eden ilişki bana bir kere daha ana değerlerimi hatırlattı.

 Nelerden besleniyorsun?

Sosyal medyanın dezavantajını yaşıyorum. Eskisi kadar yoğun okuyamıyorum, çok sık film izleyemiyorum. Ama hâlâ bir kitabı baştan sonra okumanın tadının yerine bir şey koyabildin mi dersen, hayır koyamadım.  Benim için en değerli yerde duruyor.

“İyi şeyler konuşmanın iyileştirici etkisine inanıyorum”

 Birçok farklı şehirde, henüz mesleğinin ilk yıllarında olan öğretmenlerle bir araya geldin. Gözlemlerin neler?

Bütün genç öğretmenler olumsuzluklara çok odaklanıyorlar, sürekli yapamamak için bir gerekçeleri var. Çok sorun odaklılar ve sürekli problem konuşuyorlar. Ben iyi şeyler konuşmanın iyileştirici etkisine inanıyorum. İyi bir şey konuşun, iyi bir şeyi daha iyi nasıl yaparız, bunu konuşun. Hep birbirlerine o bizde olmaz diyorlar, negatifi aşılıyorlar. Ben onlara hep şunu anlatıyorum: Öğretmenlik, dünyayı değiştirme şansına sahip çok az meslek grubundan biridir. Dünyayı değiştirecek çocuk belki sınıfınızda. Hepsine ne olur aynı umutla, aynı heyecanla bakın. Şu sözü çok sık duyuyorum: “Sınıfımızda bir öğrenci var, ondan adam olmaz hocam”. Ben de onlara şunu söylüyorum: “Meslek etiği olarak bir öğretmenin bir çocuğa adam olmaz demek gibi bir lüksü yok”. Bu sözü söylediği gün etik olarak mesleği bırakması gerekir. Bizim mesleğimizin en önemli özelliği her çocukta büyük bir potansiyel görmektir. Genç öğretmen arkadaşlarımı bunu görmekten biraz uzak buluyorum. Bu beni üzüyor. Kendi potansiyelleriyle ilgili de ciddi sıkıntı var. Bakın, Eğitimpedia’da paylaştığımız dünya genelinden iyi eğitim uygulamalarında, sadece sınıfa akıllı tahta geldi ve her şey değişti gibi bir durum söz konusu değil. Sadece bir öğretmenin bakış açısının bazen bir okulu, bazen bir şehri, bazen bir ülkeyi nasıl değiştirdiğini anlatıyoruz orada. Siz kendinize inanın, sınıfınızdaki çocuklarınıza inanın.  Hem kendinize hem çocuklarınıza daha umutlu bakın.

Senin hikâyende, yıllar içerisinde seni ayakta tutan ne oldu?

Öncelikle bulunduğum hiçbir yeri yadırgamamak… Hakikaten bu ülkenin her karış toprağında kendimi ait hissediyorum. Bulunduğunuz topraklarla yabancılaşmazsanız, aslında her yer sizi kabul eder. O nedenle öncelikle nerede yaşıyorsam oranın tadını çıkartmaya çalışıyorum, ne yapıyorsam onun tadını çıkartmaya çalışıyorum. O anda bulunduğum şehirden daha güzel şehirlerin hayalini kurmuyorum. O şehirde daha güzel nasıl yaşarımın hayalini kuruyorum. Çalıştığım okuldan daha güzelinin hayalini kurmuyorum. O okul en güzel nasıl olur, ona bakıyorum. Öyle baktığınız zaman, o okula her gün başka bir gözle bakıyorsunuz. Her gün bir yenilenme, her gün bir güzelleşme oluyor. Bu da sizi kişisel olarak tatmin ediyor.

IMG_2304

Sevgili Ali Koç bu keyifli söyleşi için teşekkürler. Fide Okullarına her gün yenilenen ve güzelleşen uzun soluklu yıllar diliyorum.

GERİ BİLDİRİM ARMAĞANDIR

BİR YORUM YAZ