Liderlik, öğrenci kalabilmektir…

4
606

“Çocuklarla kurduğum gönül bağıyla sevdim öğretmenliği”

“Öğrenenler Kahvesi”, bloguma renk ve tat katmasını istediğim yeni bir başlık, yeni bir etkileşim. “Öğrenenler Kahvesi”nde her ay eğitim dünyasının “hayat boyu öğrenen” bir ismiyle sizi buluşturmak ve onun deneyimlerini, izlenimlerini sizinle paylaşmak istedim. Bu söyleşiler aracılığıyla sizlerle bir araya gelip, gerçekleştirdiğim söyleşinin bir parçası da siz olun istedim.

“Öğrenenler Kahvesi”nde ilk sözü deneyimli bir eğitimci ve aynı zamanda çok sevdiğim dostum, SAC (SEV Amerikan Koleji) Müdürü Elvan Tongal’a verdim.

İçten yanıtları için kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Merhaba Sevgili Elvan… Geçen yıl geldiğimde SAC yeni açılmıştı. Öğrenenler Kahvesi aracılığıyla 1 yıl sonra yine burada birlikteyiz. Öncelikle teşekkür ediyorum ve merak ediyorum, senin için geride kalan 1 yıl nasıl geçti?

Son derece yoğun, müthiş heyecanlı, adrenalini yüksek ve hızlı geçti. Ama çok güzeldi. Çünkü okulda herkes Z kuşağı öğrencileriyle çalışırken, biz Z kuşağı öğretmenleriyle de çalıştığımızı hissettik. Bu bize müthiş bir enerji verdi.

 Senin öğretmenlikle başlayan daha sonra müdür yardımcılığı ve bugün bulunduğun noktada okul müdürlüğüyle devam eden bir mesleki deneyim sürecin var. Bu hikâyenin dönüm noktaları, seni bugüne taşıyan yollar neler oldu?

Meslekte 25 yıl söz konusu olunca birkaç dönüm noktasından söz etmem gerekiyor. Öğretmenliği kazandığımı öğrendiğimde ilk sözlerim “Allah’ım ne yapacağım?” oldu. Hakikaten çok zordu. Ancak şimdi görüyorum ki, yaşadığım her basamak bana müthiş deneyimler sağlamış. Öğretmenliğimin ilk yılında dershanede çalışmaya başladım ve bu 5 yıl sürdü. Bu sürede kolejlere, fen liselerine,  üniversiteye hazırlanan öğrencilerle çalıştım. O hengâmeyi çok iyi biliyorum. İşte bu dönemde çocuklarla kurduğum gönül bağı benim öğretmenlik mesleğini sevmeme neden oldu. Açıklıkla söylemem gerekir ki öğretmenliği okulda değil, meslek hayatında sevdim. O dönemde çocuklarla kurduğum gönül bağı bir karar almama da yol açtı. Onlarla yalnızca yollarımızın kesiştiği o 1 yıl için değil çok daha uzun süreleri kapsayacak biçimde bir ilişki kurmalı, onların büyümelerini de gözlemlemeliydim. Ve bu kararın ardından bir özel okulda, Moda Kolejinde göreve başladım. Moda Koleji, 94-98 yılları arasında şu an Türkiye’de önemle üzerinde durulan “Eğitimde Toplam Kalite” ve “IB” uygulamalarının lideri olan bir okuldu. Ben bu uygulama sürecinde okulda kalite temsilciydim. Türkiye’de IB’nin ilk mezunlarını verdiğimiz dönemden söz ediyorum. Benim de IB ile tanıştığım dönem… IB ile tanıştığım bu dönemde önemli bir şeyi fark ettim: Yurt dışındaki yaklaşımı görmek, anlayabilmek için başka bir dili de bilmek gerekiyordu. Bu durumu şöyle açıklayabilirim: Tarihin bir dili vardır, öğretmenliğin de bir dili vardır ve bunlar birbirinden farklıdır. Başka bir dili görmek sözüyle yalnızca İngilizce bilmekten söz etmiyorum. Öteki, dışarıdaki nasıl bakıyor, bunu anlayabilmekten bahsediyorum. Bu düşünceyle birlikte istifa edip İngiltere’ye dil öğrenmeye gitmem hayatımın en radikal kararlarından biriydi. Üstelik 11 Eylül olayının ve ülkemizde devalüasyonun yaşandığı o zorlu 2001 yılında… O ay yurt dışına çıkabilmeyi başaran nadir kişilerden biriydim sanırım.

“Rİsk aldım ve konfor alanımdan çıktım”

Aslında konfor alanından çıkmak için cesaretli bir adım atmışsın.

Haklısın, müthiş bir konfor alanım vardı. Keyifli bir okul ortamında akademik olarak parlayan, çok sevilen, farklı kurumlardan teklifler alan bir eğitimciydim. 32 yaşındaydım. Aslında çok kritik bir karardı. IB’nin öğrenen profillerinden bir tanesi “Risk alan”dır. Şu an görüyorum ki tam olarak bunu yapmışım. Türkiye’ye döndükten sonra yüksek lisansıma devam ettim. İşte o dönemde, Sabancı Üniversitesinin Alternatif Tarih Kitapları yazılım projesinde çalışırken tanıştığım meslektaşım sevgili Mesut Süzer beni ENKA Okullarında çalışmaya ikna etti. Orada öğretmen olarak görev yaptıktan çok kısa bir süre sonra da yöneticilik maceram başladı. 10 yıllık öğretmendim ve öğretmenliğe dair birçok birikimim vardı.

Sonra ne oldu?

ENKA, hayatımda ilk kez içselleştirdiğim, kendimi son derece iyi hissettiğim bir okul oldu. Bu sefer dedim ki, ben bu okulun mutfağında olmalıyım. Ben bu okulun bir uygulayıcısı değil, programını oluşturan, stratejik kodlamalarını yapan kişilerden biri olmalıyım. Böylelikle daha önce hiç düşünmediğim yöneticilik hikâyem başladı. ENKA’da 8 yıl müdür yardımcılığı yaptım. Müdür yardımcılığını müthiş bir deneyim ve bir okulun çapraz cephesinde yer aldığınız en zor pozisyonu olarak tanımlayabilirim. Bir süre sonra deyim yerindeyse testinin dolduğunu, onu taşırmamak, mutsuz olmamak adına daha büyük bir testi edinmeniz gerektiğini fark edersiniz. İşte tam böyle bir dönemde kendi yaklaşımıma çok uygun bulduğum Sağlık Eğitim Vakfı ile yollarımız kesişince yine ciddi bir konfor alanını terk edip, Sev Amerikan Lisesi Kurucu Müdürü olarak görev aldım.

IMG_7337

“Liderlik, öğrenci kalabilmektir”

Kişisel hikâyende yer alan öğretmenlik, yurt dışı deneyimin, müdür yardımcılığı; bütün bu yaşadıklarının senin okul liderliğine katkısı ne oldu? Hangi alanlarını beslediğini düşünüyorsun?

Sorun çözmek… Artık sorunu, sorun olarak görmüyorum.  Benim için karşılaştığım her şey çözülmesi gereken durumlar. Farklı yöntemlerle iyileştirebileceğimiz durumları sorun olarak nitelendiriyorum. Daha ne olabilir ki denilen şey başıma çok geldi. Üzücü bir anı geliyor aklıma… Bir öğrencimi trafik kazasında kaybettim. Kalbime çok dokundu. Hala da dokunur. Orada da liderlik yapmanız gerekiyor. Kalbi acıyan bir grup çocuğun önüne çıkıp duygularınızı yaşayarak ama onların dağılmasına izin vermeden konuşma yapmak, çok zor bir liderlik özelliği bence.

Liderlik senin için neye benziyor, nasıl tarif edersin?  

Çok klasik gelecek belki ama liderlik hâlâ öğrenci kalabilmek bana göre. Her şekilde, her koşulda öğrenmeye devam ettiğin sürece sen lidersin. Pozisyonunuz size bir unvan veriyor belki ama siz gerçekten lider misiniz? Lider olarak tanımlanabilmek için birilerinin sizi takip ediyor olması gerekir. Birilerinin sizi takip edebilmesi için de bir şeyleri modelliyor, bir şeyler söylüyor olmanız gerekir. Bunun koşulunun da öğrenmekten geçtiğini düşünüyorum. Şu bir gerçek ki her şey sürekli değişiyor ve sizin de sürekli öğrenmeniz gerekiyor. Lider olarak bazen geride durabilmek, başkalarını öne çıkarmak gerekiyor. Lider, başka liderler çıkarabilen özelliklere sahip olmalı, buna çok inanıyorum.

 Yanıtında dikkatimi çeken, liderliği hayat boyu öğrenmekle tanımlamış olman.  Peki, sen hayat boyu öğrenmek için yani öğrenci ruhunu beslemek için nelerden beslendin?  

Her şeyden beslendim. Seyrettiğim filmden, bir köşe yazısından, arkadaşımın okuduğu kitaplardan… Mesela senin okuduğun kitapları yakından takip ediyorum. Kuzenimin yaptığı bir çalışmadan… Aslında fark etmeden yaptığım şeylerle, fark etmeye çalışıyorum. Bu arada düzenli gerçekleştirdiğim eğitimler var. Alternatif tarih kitapları projesinin bana çok şey öğrettiğini belirtmeliyim. Yüksek lisansımı Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bölümünde yaptım. Şimdi hissediyorum ki benim için doktora vakti geldi. Hayat boyu öğrenen olmak için mutlaka farklı alanlardaki eğitimlere katılmak gerekiyor. Satış teknikleri, insan kaynakları yönetimi, yoga, horon… Bunların hepsi olabilir.

“Hobiler harika bir köprüdür”

 Hobiler senin hayatında nasıl bir yer kaplıyor?

Hobilerim çok önemli… İlk sırada dans yer alıyor. Dans, mutlaka benim hayatımda var olmalı. En son Karadeniz yöresi oynadım, horon vurdum. Ayrıca scooter kullanmayı seviyorum. İnsanın mesleğinin dışındaki bir alanda kendini geliştirmesinin onu zenginleştirdiğine,  hoşgörü kattığına inanıyorum. Öğretmenlerle yaptığım iş görüşmelerinde de beni en çok etkileyen onların hobileri oluyor. Bunun önemini seninle de hep konuşuyoruz. Bir öğretmenin hobisi varsa, o mutludur, kendisiyle barışıktır, kendini zenginleştiriyordur. Hobisi olan birini bulduğum zaman kendimi çok şanslı hissediyorum.

Okul liderinin hobisinin olması, okul ortamını iletişim, etkileşim açısından nasıl etkiliyor?

Şöyle bir anım var: Vakıftaki ilk görüşmemi o dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Bey’le yaptım. Kendisinin hobisi motorlarmış. Biz görüşmeyi bırakıp motor üzerine uzun uzun sohbet ettiğimizde kendimi iyi çok iyi hissetmiş, daha rahat ifade edebilmiştim. Okulda ekip arkadaşlarınızla suni, önceden tasarlanmamış içten sohbetler yapabilmek için, hobiler harika birer köprü bence.

Odandaki fotoğraflar da hobinin bir parçası sanırım.

Evet, hepsi benim çektiğim fotoğraflar. Fotoğraf çekmeyi de çok seviyorum.

“Çağın gereğini yakalama iddiasındaysanız, sosyal medyayı kullanmalısınız”

 Sosyal medyayı nasıl değerlendiriyorsun? Senin okul liderliğine sosyal medyanın katkısı ne oldu?

Okul liderliğime katkısı oldu mu bilemiyorum ancak sosyal medyadan uzak kalamıyorsunuz. Ben Facebook kullanıcısı değilim ama Twitter ve Instagram’ı yoğun biçimde kullanıyorum. Yüz yüze tanışmadığım pek çok kişiyle Twitter aracılığıyla tanışıp arkadaş oldum. Sosyal medya, networkünüzü geliştirme yollarından biri artık. Çağın gereğini yakalama iddiasında olan kişilerin, sosyal medyayı kullanması gerektiğine inanıyorum. Kişisel web sayfası olabilir, blog olabilir; bunlar artık yapılması çok zor şeyler de değil. Bir okul liderinin blogunun, web sayfasının mutlaka olması gerektiğini düşünüyorum.

Sosyal medya kullanımı okula öğretmen alımında bir kriter mi sizin için?

Benim için eleyici bir koşul değil ama iş görüşmelerinde Twitter kullanıyor musunuz diye sorduğum çok oldu. Okulumuzun IT takımının yaklaşımıyla söylemek istiyorum zorla değil, ama o ihtiyacı hissederek, yavaş yavaş…  SAC öğretmenlerinin teknolojiyle sınavında asla zorlayıcılık olmadığı gibi. Bir koşul değil ama öğretmen adayımız ya da öğretmenimiz sosyal medyayı kullanıyorsa gözlerimiz biraz parlıyor. Kullanmıyor diye olumsuz bir yaklaşımımım olmadı.

Bir okul lideri olarak o hesapları yönetirken, kendi markanı yönetmek ya da model olmakla ilgili ne düşünüyorsun?

Twitter adresimi tüm öğrencilerimle, herkesle paylaşıyorum. Instagram hesabımı biraz daha özel tutuyorum çünkü orası özel hayatımı paylaştığım bir alan. Twitter’da ise daha çok eğitime dair paylaşımlarım oluyor.

Öğrencilerin, bir gerçek hayatları var birde dijital hayatları… Dijital hayatlarında okul müdürleriyle karşılaşmak onlarda nasıl bir etki yaratıyor?  

Ben snapchat de kullanıyorum ve çocuklar bundan çok etkileniyor. Bu çocuklar, 2000 doğumlu. Anne- babalarının Facebook hesapları var ve bu onlar için çok doğal. Bilinen dijital mecraları anne- babaları da kullandığı için bu etkileyici bir fark yaratmıyor. Ancak Periscope canlı yayını yapan bir müdürseniz veya snapchat kullanıyorsanız bundan etkileniyorlar. Onları etkileyebilmek için dijital gündemde ne varsa onu yakalamanız gerekiyor. Bana kalırsa dijital dünyada var olmanızın bir etkisi yok bu zaten normal bir şey. Onları etkileyen, gündemi yakalamanız. Hocam snap atayım mı diyen bir öğrenciye, at tutacağım cevabını verdiğinizde onları gülümsetiyorsunuz.

“Öğrenci öğretmenini seviyorsa ödevini yapmaya çalışıyor.”

Uzun yıllardır gençlerle, lise öğrencileriyle çalışıyorsun. Zamane gençlerini nasıl tarif edersin?

Evet, 25 yıl oldu. Çok naif olduklarını söyleyebilirim. Bir şeyin hiç değişmediğini biliyorum, sanırım 30 yıl önce de böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. Genç, hatta daha da genelleyerek söyleyebilirim, insan, karşısındaki onu gerçekten seviyor ve önemsiyorsa bunu anlıyor. Karşısındaki hiç teknoloji kullanmayan öğretmen olsa da bu fark etmiyor. Öğretmenin onun hakkında kafa yorduğunu hissediyorsa öğrenci de tepki veriyor. Bu yol çok klasik. İçten sevgi hâlâ önemli bir kriter, hâlâ önemli bir kilit. Öğrenci öğretmenini seviyorsa ödevini yapmaya çalışıyor.

Senin bir başka yönün de, 5 yıl önce tanışmamıza vesile olan Öğretmen Akademisi Vakfı. Nerdeyse vakıf kurulduğundan bu yana, yarı zamanlı eğitmen olarak, Türkiye’nin birçok farklı ilinde farklı okullarda deneyimlerini, birikimlerini aktarmak için MEB öğretmenleriyle bir arada oldun, öğretmen eğitimi yaptın. Bir STK’da gönüllü olarak yer almak hem kişisel hem mesleki yönden sana ne katkı sağladı?

Hep özel okulda çalıştığım için bu benim içimde çok büyük bir ukdeydi. Vatan borcum gibi… Öğretmen Akademisi Vakfı’nda çok iyi bir “eğitici eğitimi” aldık ve Türkiye’de birçok ile gittik. O illerde müthiş öğretmenler olduğunu gördüm. İmkânsızlıklar içinde, bulunduğu yeri bir gül bahçesine dönüştüren öğretmenler… Bedbin, bezgin, bedbaht, üzgün; öyle öğretmenler de vardı. Yine de hep şu mesajı verebilmek güzeldi: Bir yerde hep bir umut var. Hep çözümün parçası olabilen örneklerle dolaştık. Her yerde sorun var, eksiklikler var, kabul ediyorum ama şunu da gördüm: Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca’nın dediği gibi “Okul etrafı dört duvarla çevrili yer değildir. Her yerdir.” Ben oradaki o enerjiyle öğretmenlerin neler yapabileceğini gördüm. Bu beni daha çok umutlu ve mutlu kıldı. Öğretmenin ihtiyacına cevap veren bir eğitimle onlara gittiğinizde sizi nasıl kucakladıklarını gördüm. Şimdi benim Urfa’dan, Ağrı’dan, Rize’den, Van’dan, Adana’dan, Bursa’dan, Sivas’tan; Türkiye’nin dört bir yanından yazıştığım, görüştüm öğretmen arkadaşlarım var. Bu müthiş bir zenginlik.

Bu tecrübeler senin okul liderliğine nasıl yansıdı?

Beni zenginleştirdi. Çünkü ne kadar çok sayıda farklı okul, öğretmen ve olayla karşılaşırsanız sorun karşısında ürettiğiniz çözümün sayısı, rengi ve şekli de o oranda artıyor.

 “Zirveye çıkmanın yanı sıra orayı nasıl yaşayacağınız da önemli”

 Değerlerin ve bakış açına dair başka eklemek istediklerin var mı?

Bana başka bir yerde mesleğimi sorduklarında müdür yazmıyorum, tarih öğretmeni yazıyorum. Çünkü hepimizin mesleği önce öğretmenlik. Ben sadece şu an ki koşullarım gereği okul müdürü pozisyonundayım.  Öğretmenlerden talep ettiğim şeylerin, benim içselleştirdiğim şeyler olması gerektiğini düşünüyorum. Benim için en önemli şey öğretmenin mutluluğu, huzuru, keyfi. Kendini bulunduğu okula, ekibe, takıma ait hissetmesi. Kendi adıma sosyal sorumluluk çalışmalarında, sanatta, sporda her birinde yer almaya çalışıyorum ama bunu yaparken de model olmak için değil, öyle olması gerektiği için yapıyorum. Ben hayatımı böyle yaşıyorum.

Burada şöyle diyebilir miyiz? Bunun standart bir reçetesi yok.

Evet, bunu demek istiyorum. Geçen hafta Everest filmine gittim ve o filmden çok etkilendim. Çünkü filmde liderlik ve ekip çalışmasına dair müthiş mesajlar vardı. Zirveye çıkmanın yanı sıra orayı nasıl yaşayacağın da önemli, zirvenin keyfini çıkarmak önemli…  Zirve planını yaparken orada ne kadar kalacağını ya da kalamayacağını da düşünmen gerekiyor. Bazen bir şeye gerçekten hayır diyebilmek gerekiyor.

Söylediklerinden şunu anlıyorum: Hayatın da kendi içinde bir dengesi var.

Her seçiş bir vazgeçiştir. Benim başka bir konuşmamın temasıydı: herkes kendinin lideri… Öğretmen olup olmaması önemli değil. Kişi kendine liderlik edemiyorsa senin ona liderlik etmen de mümkün olmuyor. Ya da bir yere kadar olabiliyor.

“Kitaplardan, çikolatadan, müzikten ve Küçük Prens’ten vazgeçemiyorum”

 Sabah okula geldiğimde Öğrenci Kitapçığını okuma fırsatım oldu. Kitapçıkta okulunuzun üç temel değeri dikkatimi çekti: Kendine saygı, başkalarına saygı ve çevrene saygı. Burada aslında öğrencilerinize vermek istediğiniz mesajın “kendine saygı, yani kendine liderlik etmek” üzerine olduğunu düşündüm. Nasuh Mahruki’nin “Kendi Everest’inize Tırmanın” kitabında vurguladığı gibi onların kendi Everest’lerini keşfetmelerini sağlamak. Peki,  senin zirven yani Everest’in neye benziyor?

Benim Everest’im devamlı değişiyor. Bir şey yaptıktan sonra üzerine yapamadığım başka şeyleri koyuyorum ve zirvemin rengi, şekli böylece sürekli değişiyor. Benim yapacaklar listem hep var: Bir dil öğrenme, bir fotoğraf sergisi açma, piyanoda bir şarkı çalabilme, Ağrı’ya tırmanma, Kızıl Deniz’de dalma… Şu sıralar ise en çok heyecanlandığım teknoloji ve eğitimin entegrasyonu.

Kitaplar senin hayatında çok önemli bir yer tutuyor.  Son zamanlarda okuduğun, altını çizdiğin, tavsiye edebileceğin kitaplar neler?.

Evet, kitaplardan, çikolatadan, müzikten ve Küçük Prens’ten vazgeçemiyorum. Küçük Prens’i çok sık okuyorum.  Şu sıralar iki kitabı birlikte okuyorum. Liderlikle ilgili olarak senin önerdiğin “Futbolun Dahi Liderleri” ve kuzenimin önerisi olan “360 Derece Lider”. Bir önceki okuduğum kitap yine senin hediye ettiğin Malcolm Gladwell’in “Davut ve Golyat”, olağan mağluplar için devlerle savaşma sanatı kitabıydı.

Eğitim dışında farklı kitaplar okumanın sana ne katkısı oluyor?

Şöyle bir katkısı oluyor: Edebiyatı, özellikle şiiri çok seviyorum. Şiirden zevk almayan birini düşünemiyorum. Kişinin kendini iyi ifade edebilmesi gerekiyor. Kitap, edebiyat ve müzik kişinin kendini iyi ifade edebilmesini sağlıyor. Kendini ifade edebilen insan hem iletişim kurabilir hem de sorununu çözebilir. Bir liderin, edebiyatı, tarihi iyi biliyor olabilmesi önemli. Bunların beni çok zenginleştirdiğini, rahatlattığını düşünüyorum. Mesela okulumuzda müzik öğretmeni olmayan ancak bir müzik aletini profesyonel düzeyde çalabilen birçok öğretmenimiz var. Bir orkestra kurduk.  Ben de perküsyon çalışıyorum bu arada. Konser sonunda unutulsam da:)

öğrenenlerkahvesielvantongal

“Okulda öğretmenlerin sadece müzik, edebiyat, sinema

konuştukları bir ortam yaratmanın hayalini kuruyorum.”

 Bu paylaşımlar okuldaki ilişkileri nasıl etkiliyor?

Son derece olumlu etkiliyor. Bu okulda hayalini kurduğum bir şey var: Öğretmenlerin ortak bir alanda, ders konuşmadan sadece müzik, edebiyat, sinema konuştukları, sohbet edebildikleri bir ortam yaratmak.

 Okul liderinin asli görevi midir bu ortamı yaratmak? Sohbetimizde birçok yerde ilişkilerden, iletişimden, insan odaklı olmaktan dem vuruyorsun. İnsan odaklı yönetim nedir?

Şuna inanıyorum birbirimize en iyi zümreler çay, kahve alırken yapılanlardır. Hep söylediğim bir şey vardır: Öğretmen mutluysa bu duygu durgun suya atılan taş misali dalga dalga yayılır. Mutlu bir öğretmen, mutlu bir sınıf ortamı yaratır. Mutlu bir sınıf ortamı, mutlu okul ortamı yaratır. Bu durumun sonucu başarıdır.

 Kısa süre önce izlediğim “Tecrübe Önemlidir” filminden yola çıkarak sormak istiyorum, 25 yıllık tecrübenin ışığında okul lideri olmayı hedefleyenlere ya da mesleğinin henüz başında olanlara neler önerirsin?

Öncelikle şunu söylemek isterim: Pozisyon olarak ne kadar yukarı çıkarsanız o kadar çok fedakârlık yapmanız gerekir. Mesela öğretmenlerimiz 15.30’da okuldan çıkabiliyorlar ama ben hiçbir zaman okuldan o saatte çıkamam. Lidersen yukarıya doğru çıktıkça daha fazla sorumluluk almalı, daha fazla fedakârlık yapmalısın. İkincisi hiç ummadığınız kişilerden hiç ummadığınız liderlik özellikleri çıkabilir. Bunun için şans tanımak, fırsat vermek gerekir. Sadece sorumluluk değil yetki de vermelisiniz. Şuna inanıyorum, herkes liderdir. Yeter ki şans verilsin. Öğrenen olmaya devam etmek önemli bir koşul ve herkesin kendi reçetesi farklı, kendi yolu farklı; tek bir yol yok. Birlikte çalıştığım Mr. Shepard’nın tarzı ile benim tarzım farklı ama biz güzel bir uyum yakaladık ve birbirimizi zenginleştirdik.

Ve son olarak Mr. Shepard’la* nasıl bir takımsınız?

Birbirimize danışan, birbirimizden öğrenen çok iyi bir takımız. Asgari müştereklerde hem fikir olmak önem taşıyor. Birbirimize danışarak, farklı yönleri görebiliyoruz. Bir matematikçi ve bir tarihçi olarak, sağ beyin- sol beyin uyumu içerisinde çalışıyoruz. Bu zor ama geliştiren ve keyifli bir uyum. Her zaman aynı fikirde olmuyoruz ama mutlaka uzlaşıyoruz. Çünkü her şeyin ötesinde öğrencilerimizin kendine saygı, başkalarına saygı ve çevrelerine saygıyı içselleştirmeleri konusunda hemfikiriz:

öğrenenlerkahvesi

Teşekkürler Elvan Tongal.

06.10.2015

*SAC Genel Müdürü Mr Shepard’la da Öğrenenler Kahvesinde buluştum. Okula, hayata, öğrenmeye ve öğrencilere dair sohbet ettik. Gelecek aylarda burada okuyabilirsiniz.

4 YORUMLAR

  1. Çok sevgili ve değerli iki dostun güzel sohbetini bir çırpıda okudum. Sevgili Mürşide yine tam on ikiden yakalamışsın. Elvan benim de tanıdığım en değerli eğitimcilerin başında geliyor. Tecrübeleri, eğitim hikayesi çok etkileyiciydi.. Umarım bi ara benimde bulunduğum bir ortamda sohbet ederiz.. Sevgiler..

BİR YORUM YAZ