Ana Sayfa Blog Sayfa 4

Muazzam Muazzez

Yaşın ne olursa olsun,

Öğrenmenin sonu yok…

Muazzez İlmiye Çığ

Bugünlerde belki de en değerli şey bu topraklarda yetişmiş değerli bilim insanlarını hatırlamak, onları ve yaptıklarını anlamak. Yılların yaşanmışlıklarından süzülmüş öğrenilmiş derslerden yararlanmak. İşte bu kişilerden biri: Muazzez İlmiye Çığ.

Gazeteci-yazar Sedef Kabaş tarafından kalem alınmış nehir söyleşi Muazzam Muazzez Asi Kitap yayınlarında  çıkmış. Muazzam Muazzez kitabında, Muazzez İlmiye Çığ, yaşam tecrübelerini,  anılarını, fikirleri ve hayata dair önerilerini  içenlikle paylaşmış. 103 yaşında bilge bir kadından öğrenecek çok şey var. Hayata, başarıya, öğrenmeye, zorluklar karşısında cesaretle yol almaya dair. Sedef Kabaş’ın sorduğu güçlü sorular ise sohbeti iyice derinleştirmiş. Sorulan soruları çok beğendim.

İstanbul Arkeoloji Müzesinde 33 yıl Sümer ve Hitit tabletleri üzerinde büyük sabır, özveri ve disiplinle çalışan ve bu sürede 74.000 tabletin sınıflandırılmasında ve 3000 tabletin yayınlanmasında katkı sağlayan Sümer Kraliçesini daha yakından tanımak anlamında değerli bir kitap olmuş Muazzam Muazzez.

Kitabın her bir satırı birbirinden değerli ifadelerle dolu. Burada paylaşmak için seçtiklerim ise şu satırlar;  

‘’Ömür ne kadar uzun yaşarsan yaşa, kısacık…’’

‘’Gerçeği bilmek isteyen okur, araştırır…’’

‘’Hiçbir şey için geç değil…’’

‘’Çocuklarınıza vereceğiniz en büyük hediye, sevgi ve şefkat’’

‘’Mutlu bir çocuk , özgüveni yüksek yetişkin demektir…’’

‘’Yaşam enerjim var, doğru. Son zamanlarda bazen öleceğim diye aklıma geliyor, ama ‘’Hadi be sen de!’’ diyorum kendi kendime. Buraya, yazlığa gelirken kaç türlü iş geitirdim ama yapamadım. Ve neden yapamıyorum diye çok sıkıldım… Ama yine de iş getirdim. İnsnaın hayatta bir işi, ideali, meşgul olacağı bir konusu olmalı. Bu insanı canlı tutuyor, motive ediyor. Yataktan kalktıktan sonra yapacak işi olmayan insanlar boşluğa düşüyor, zamanla yaşama sevincini kaybediyor, hatta çabuk çöküyor. O yüzden insanlar mutlaka uğraşacakları bir meşguliyet, hobi veya faaliyet bulmalı. Yoksa insanın ruhu da emekliye ayrılıyor’’.

‘’Ben geçmişe ait hiçbir şeyi düşünmem. Geçmişte yaşamıyorum artık. Onun için de fazla detay hatırlamam. Hayat ‘anlar’dan ibaret. Yani bugünü yaşayacaksın, bugün hakkını vererek yaşamak lazım. Bazı insanlar geçmişe dönük olurlar ve ve bugünü de kaybederler. Ben ne ileriyi, ne de geriyi düşünmüyorum. Bugünü yaşıyorum çünkü ileri de ne olacağımı bilmiyorum ki…’’

“Küreselleşme ya da ümmet teraneleri ile insanların uyutularak vatandaşlık ve vatanseverlik kavramlarının yok edilmeye çalışıldığı bir dönemde, başkaları için ne ifade ediyor bilmiyorum ama en azından ben bir vatandaş sorumluluğu ile üstüme düşeni yaptım; parti başkanlarına, milletvekillerine, valilere, profesörlere, gazetecilere, sanatçılara, eleştiri ve tepkilerimi mektup veya telgrafla ilettim. Tepki göstermek hepimizin sorumluluğu, bilinçli vatandaş olmanın bir gereğidir.”

 “Rönesans ile Avrupa 400 yılda gelişmeye başladı. Devlet yönetimi ve hayat  dinden arındı, eğitime, sanata ve pozitif bilimlere önem vermeye başladı, icatlar ortaya çıktı. Bizde ise nerdeyse hiçbir şey yok; ülke yokluk, fakirlik içinde ve eğitimsiz bırakılmış. Bu toplum Cumhuriyet sonrası.80 yıl içerisinde şaşılacak derecede ilerleme kaydetti. Dünya çapında bilim insanlarımız, sanatçılarımız var. 1960’larda bile doğru dürüst ne aktörümüz, ne aktrisimiz, dolayısıyla da sinemamız vardı. Bugün yerli filmlerimiz yurt dışındaki festivallere katılıyor, ödüller alıyor. Doktorlarımız, mühendislerimiz dünya çapında başarılara imza atıyor. Nobel Kimya Ödülünü alan bilim adamımız var: Prof. Dr. Aziz Sancar. Biliyorsun, Atatürk’e minnettarlığını ifade etmek için Nobel Madalyasını ve sertifikasını Anıtkabir’e hediye etti. Atatürk’ün vizyonu buydu, zaten bize hep ‘en hakiki mürşit ilimdir’ dendi, bizler böyle yetiştik. Avrupa’nın 400 yılda aldığı yolu biz 80 yılda aldık. Cumhuriyetin temeli sağlam olduğundan biz bu  meyveleri 80 yılda aldık”

Bir cumhuriyet kadınının ilham veren hikayesini okumak isteyenler bu kitap sizin için…

muazzammuazzez

 

Öğretmen Eğitimleriyle Geçen 18 Yıl ve 18 Anlam

0

18. Eğleniyor Musunuz?

”Hadi Watson, kalk!” diye haykırdı. ”Oyun başlıyor. Tek kelime etme. Hemen giyinip geliyorsun!” -Abbey Çiftliğ Vakası

”Oyun başlıyor” sözü Shakespeare’in V.Henry eserinde geçse de hızlıca pop kültür sözlüğüne geçmiş ve ayrılmaz bir şekilde Sherlock Holmes ile bağdaştırılmıştı.

Bu öbeğe daha dikkatli bakın: ”Oyun başlıyor”

”İş başlıyor.”değil.

‘Para kazanma şansı başlıyor”. değil.

Sherlock Holmes’un yaptığı iş onun için bir oyun oynama fırsatıydı, onun yaşamı haline gelen bir oyun. Holmes her daim eğlenmeye hazırdı. Bir sınıf dolusu çocukla, saatlerini, günlerini, yıllarını geçiren öğretmenler eğleniyorlar mı? Her sabah sınıfa ”Oyun Başlıyor” diyerek giriyorlar mı? Eğlenmek, eğlenebilmek aslında büyük marifet. Bu marifetini geliştirmiş öğretmenlerdeki gözlemlediğim en önemli şey girdikleri her ortamda, ister sınıf, ister eğitim ortamı isterse öğretmenler odası olsun neşeleriyle, yaşam enerjiyleriyle bulundukları ortamı ısıtmaları canlandırmaları. Eğitimlerimde, işinizi yaparken eğleniyor musunuz? diye sorduğumda ise yanıtlar şunlar oldu hep; ”Ne eğlenmesi eğlenmeye vakit mi kalıyor?, Öğretmenlik ciddi bir meslektir. Eğleniyor görününce öğrenciler üzerinde disiplin kuramayız, Öğrenciler saygı duymaz bize” Bu da bana şunu düşündürmüştür, öğretmenlerin rol model olması konusu (ciddi, mesafeli vb.) öncelikle öğretmenler üzerinde ciddi baskı yaratıyor. İçlerindeki o,  oyun başlıyor diyecek çocuğu ortaya koymalarını engelliyor. Halbuki, ”oyun başlıyor” diyebilseler öğrencileriyle bambaşka bir gönül bağı kurabilecekler.  

17. Sihirli Kelime: İş birliği 

Eğitimde dönüşümün anahtarı öğretmenlerimizde saklı. Onların zihinsel dönüşümlerinin hızla gerçekleşmesinde çalıştıkları okullarda meslektaşlarıyla işbirliği yapmanın ise ne kadar değerli olduğunu yıllar içerinde eğitim için gittiğim her okullarda gözlemledim. Jonh Meehan’ın dediği gibi ”Öğretmenlerin en değerli kaynağı birbirleridir. İş birliği yapmazsak en fazla kendi bakış açımız kadar gelişebiliriz”. Sınıflarında fark yaratan pek çok öğretmen var okullarımızda. Pek az okulumuzda ise iş birliği yaparak ortak bir amaç doğrultusunda çalışan öğretmenler var. İşbirliği yapmanın ilk adımı bir araya gelip konuşmaktan geçiyor. Okulun amaçları, öğrenciler, eğitim programları ve pek çok konuda konuşabilmek. Bunun için zaman yaratabilmek. Okul liderlerinin önceliği de bu olursa o okulda kalite ve verimlilikten söz edilebilir. Dert edinilmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Sahi neden okullarda öğretmenler, iş birliği yapamıyor?

16. Değişime Nereden Başlamalı?

Bugüne dek gerçekleştirdiğim öğretmen eğitimlerinde istinasız en çok dile getirilen sözcük ‘’değişim’’ oldu. Öğretmenlerle aramızda; ülkenin eğitim sisteminden müfredatına, okul binalarından yöneticilerine ve hatta velilere uzanan bir yelpazede değişime dair pek çok şey paylaştık, konuştuk. Ancak bunlar değişirse eğitimde fark yaratan bir ülke olacağımız, öğrencilerimizin potansiyellerini gerçekleştirip zamana uygun becerilerle donatılacağı vurgulandı.

Değişim fark etmekle başlar. Neyi? Öncelikle kendimizi. Ahmet Hamdi Tanpınar “Hiç kimse değişime karşı değildir, yeter ki ucu kendisine dokunmasın.” der. Oysa sistemin ötesinde, öncelikle kendi etki alanımıza odaklanmak ve bakış açımızdaki değişimi sağlamak; zamanı, enerjiyi, emeği doğru kullanmamıza yol açacak anahtarların başında geliyor. Artık kronikleşmiş üç hastalığın; sorun odaklılık, kötümserlik ve “Önce onlar değişsin” anlayışının şifa bulması gerekiyor. Öğretmenlerin asıl gereksinimlerinin mesleki gelişimden önce kişisel gelişime yönelik eğitimler olduğunu gözlemledim, buna inanıyorum. Biliyorum ki, bakış açısı değişmeden bir adım ilerlenemiyor. Sevgili öğretmenler, vakit sizin için değişimi yakalama ve kişisel dönüşüm vakti!.. Önce kendinizden başlayın.

15. Duygusal Beyin Unutmaz

Öğrenme duygusal bir süreçtir. Aktif hafıza ve şimdiki zaman farkındalığını sağlayan duygusal beynin tetiklenmesi ile gerçekleşir. Eğitimin içeriği ne kadar güçlü olursa olsun öğretmenler her şeyin sonunda hissettiklerini hatırlar. İşte bu yüzden her eğitimin bitiminde onların oradan olumlu bir duyguyla ayrılmaları için elimden geleni yaptım. Bu bazen bir hikâye anlatarak, bazen birlikte bir filmi izleyerek, bazen de onlara sadece “Ne hissediyorsunuz?” sorusunu yönelterek oldu.

Aktivist şair Maya Angelou’nun dizelerindeki gibi:

Anladım ki insanlar, onlara söylediklerinizi unutur, yaptıklarınızı unutur ama onları nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.

Yıllar geçse de öğretmenlerin aldıkları eğitimden geriye, öğrendiklerinden öte hissettiklerinin kaldığını öğrendim.

14. Kafa Karışıklığı İyidir

Fark etmek, fark edilen “şey” ile ilgili sorumluluk almaktır. Sorumluluk almak, fark ettiğimiz şeyi düzeltebilme ve dönüştürme gücünü aynı anda içimizde bulmamız anlamına gelir. Dönüşüm, dağın tepesinden kopan küçük bir kartopu parçasının hızla ve büyüyerek yol alması gibidir. Öğretmenlerin eğitimden farkındalıkla çıkmalarını sağlamak çok önemlidir. Bir şey değişir, her şey değişir. Eğitimlerimde öğretmenlerin ezberlerini bozmaktan, kafa karışıklığı ve hatta baş ağrısı yaşamalarından gizli bir mutluluk duyduğumu itiraf etmeliyim. En etkili eğitimlerin, öğretmenlerin akıllarında sorularla çıktıkları eğitimler olduğunu öğrendim. 

13. Tükenmişiz Yâr Yâr Aman

Özellikle son 7-8 yıla dayanan önemli bir gözlemim var: Çoğu öğretmen tükenmişlik sendromu yaşıyor. Öğretmenlerin pek çoğu geçmeyen, tükenmeyen yorgunluklar, hayattan zevk alamama, çabuk sinirlenme, her şeyden rahatsızlık duyma, uyku bozuklukları, odaklanamama, aşırı gerginlik ve buna bağlı sırt ağrıları, baş ağrıları, migrenler, görme bozuklukları, sindirim bozuklukları gibi şikâyetler eşliğinde mesleklerini icra ediyor. Bana kalırsa eğitim sektörü açısından bakıldığında bu durum, bir an önce çözüm bulunması gereken sorunlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Öğretmenlerin tükenmişlik sendromu yaşamalarına yol açan nedenler; sık aralıklarla değişen eğitim sistemi, uygulamalar, atamalar, değişen zaman, teknoloji, zamane çocukları ve aileler şeklinde sıralanabilir. Kişisel gözlemim ve görüşüm öğretmenlerin “iş yorgunluğu” olarak tanımladıkları bu durumun aslında onların iç yorgunluğu” olduğu yönünde. Onlardaki bu iç yorgunluğunu yaratan ise sorun odaklı ve olumsuz bakış açıları nedeniyle etki alanlarına bir türlü odaklanamamaları. Oysa öğretmenlerin öğrencilerine nefes verebilmeleri için önce nefes almaları gerekiyor. Kendilerine nefes alacak zamanlar yaratmalarının ne kadar önemli olduğunu görmeleri gerekiyor.

12. Sohbet En Değerli Şeylerden Biridir

Öğretmen eğitimlerinin hem teknik hem de sanatsal bir yönü vardır. Eğitimin sanatsal yanı gerçek anlamda ustalık yani bilgelik gerektirir. Eğitim sanatını icra ederken, sırt çantanızda çok fazla yöntem ve teknik bulunmalıdır. Eğitimlerde öğretmenlerin kendilerini ifade etmelerine ve meslektaşlarıyla etkileşimde bulunmalarına fırsat vermek gerekir. Bu durumu yaratmanın en güçlü yöntemlerinden biri ise onlarla sohbet etmektir. Evet… Sohbet etmek; basit, sade ancak bir o kadar da güçlü ve etkili bir yöntemdir. Eğitimlerimde yargısız, yorumsuz, amaçsız olarak öğretmenlerle sohbet etmemin onlarda anlaşılmış olma duygusu yarattığını öğrendim.

11. Oyun Deyip Geçmeyin

Oyun deyip geçmeyin. Öğretmen eğitimlerinde sıkça yer verdiğimiz yöntemlerden biri olan oyun, olumlu duygu yaratma ve öğretmenlerin içsel güdülenmesini sağlama adına sihirli bir tasarımcıdır adeta. Oyun süresince öğretmenler akış adı verilen, kişinin dikkatini tümüyle yaptığı şeye odakladığı ve zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmadığı psikolojik bir durumu deneyimler. Bu nedenle, eğlenmenin ve gülmenin insanın temel ihtiyaçlarından biri olduğunu unutmadan, eğitim sürecinde mutlaka oyunlara yer verilmelidir. Oyunlar, kimi zaman tanışma, kimi zaman buz kırıcı, kimi zaman sadece eğlenme amacı taşır. Eğitim uzmanlarının, farklı gruplara ve içeriklere yönelik oyun havuzunun olması gerekir. Oyunlar, olumlu etkilerinin yanı sıra riskler de taşır. Eğitimlerde, rekabetten çok iş birliğini ortaya koyan oyunlar seçmek daha doğrudur.  Amaç, oyunbaz bir öğrenme ortamı yaratmak olmalıdır. Türkiye’nin hemen her yerinde öğretmenlerin “Öğrencilerimiz ya da velilerimiz bizi oyun oynarken görürse?..” düşüncesiyle tedirginlik yaşadıklarını ve bu eğlenceli deneyimden yeterince yararlanamadıklarını ifade etmeliyim. Oysa okullarımızda çok yönlülük, esneklik ve yaratıcılığın ortaya çıkması için oyunbaz öğretmenlere ve öğrenme ortamlarına gereksinim var.

10. Sen Kendini Bilmezsen Nice Okumaktır 

19.yüzyılda Birleşik Krallık’ı yöneten Benjamin Disraeli der ki “Bir başkasına verebileceğimiz en güzel armağan, yalnızca kendi zenginliklerimizi onunla paylaşmak değil onun da kendi zenginliklerini görmesini sağlamaktır.” İnanıyorum ki, öğretmenlere verebileceğimiz en büyük armağan, onların kendilerini tanıma ve değerlerini keşfetme süreçlerine katkı sağlamak olacaktır. Öğretmenlerin mesleki gelişimlerini destekleyici eğitimler ne kadar çok ve ne kadar iyi tasarlanırsa tasarlansın, ülkemizin dört bir köşesindeki milyonlarca öğretmenin kişisel gelişimlerinin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kendilerini tanımaya çok ihtiyaçları var. 

9. Ya Olduğun Gibi Görün. Ya Göründüğün Gibi Ol.

Bilgi, sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Eğitimlerde, anlatılan içeriğin ne olduğundan öte nasıl anlattığımız ve nasıl bir yaklaşım sergilediğimiz ne kadar önemliymiş. Amacımız doğrudan bu olmasa da gerçek olan o ki, model oluyoruz. İyi bir model olmak içinse; sakinlik, adaletli olmak, sorumluluk, zamanı iyi yönetmek, kararlılık, net ve açık olmak ve en önemlisi de söylediklerimizle davranışlarımızın birbiriyle tutarlı olması gerekiyor.

8.Fark Yaratanlar: Hobi, Sosyal Sorumluluk ve Hayat Boyu Öğrenme

Bu topraklardaki öğretmenlerimiz birbirinden muhteşem potansiyellere sahipler ancak pek çoğu bunun farkında değil. Farkında olanlarınsa bu potansiyeli hayata geçirmeye cesareti yok. Çünkü ortaya konması gereken o cesaret, konfor alanından çıkmayı, vazgeçebilmeyi gerektiriyor. Bunu başarabilen öğretmenler elbette yaptıklarıyla fark yaratıyorlar. Hepsinin ortak özelliği ise; tutkuyla bağlandıkları hobileri, gönüllü olarak yer aldıkları sosyal sorumluluk projeleri ve hayat boyu öğrenen olmaları. 15 yıllık mesleki deneyim sürecimde öyle öğretmenlerle tanıştım ki, 35-40 yıla yaklaşan meslek hayatlarında ilk günkü gibi varlığını koruyan öğrenme heyecanları ve meraklarıyla eğitimlerime büyük renk kattılar. Hayat boyu öğrenen olmanın branştan, mesleki kıdemden, çalışılan okuldan ya da şehirden tümüyle bağımsız olduğunu biliyorum artık. Hayat boyu öğrenen olmak için içinizde o RUH’u taşımanız gerekiyor.

7.Koçluk Fark Yaratır

İnsan, aklındakini görür, işitir ve doğru sanır. Çözümler içinse aklın dışına çıkmayı başarmak gerekir. Bu çok zor bir iştir. Eğitimlerde, eğitimcinin koçluk şapkasıyla süreci kolaylaştırmasının büyük katkı sağladığını deneyimledim. Nötr bakış açısı, olumlu dil, çözüm odaklı yaklaşım ve açık uçlu sorularla öğretmenlerin konuya odaklanmasını ve üzerinde düşünmesini sağlamanın, onların önünde yeni kapılar araladığını gördüm. İşte bu yüzden özellikle öğretmen eğitimi uzmanlarının kendilerini koçluk becerileriyle geliştirmelerinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

6. Plan Hiçbir Şeydir, Planlamak Her Şey

Planlamak, öğretmen eğitimlerine hazırlığımın her zaman en önemli sürecini oluşturdu. Planlamanız ne kadar iyi ise eğitim de o denli etkili ve verimli olacak demektir. Ancak deneyimlerime dayanarak belirtmeliyim ki, planlama süreci ne kadar büyük bir özen gerektirse de planınızın esneklik taşıması gerekiyor. Eğitimlerimde öyle beklenmedik durumlarla karşı karşıya kaldım ki, o anda tek yaptığım şu oldu: Ne önceye, ne de sonraya bak! Sadece yapabileceğinin en iyisini yapmak için yaptığın işe odaklan! O anda yaptığın şeyin seni ileri taşıyacağını unutma. Planlamaya her zaman güvendim  ancak ünlü boksör Mike Tyson’un sözünü unutmadan : “Ağzının ortasına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı vardır. 

5. Hikâye Oksijendir

Oksijensiz bir hayat olamayacağı gibi, hikâyesiz de “anlamlı” bir eğitim düşünülemez.  Hikâye anlatmak; ikna etmenin, akılda kalmanın ve anlam yaratmanın en etkili yoludur. Eğitimlerimde anlattığım, paylaştığım hikâyelerle yüzlerce öğretmenin içindeki sıcak duygulara dokunabilmiş olduğumu umuyorum.

4.Dinlemek Bir Sanattır

Usulün esastan önce geldiği tek yer, iletişim. İletişimin ilk ve en önemli basamağında ise karşımızdakini dinlemek yer alıyor. Dinlemek, ama gerçekten dinlemek… Karşımızdaki öğretmene; dikkatimizi, gözlerimizi, kulağımızı ve yüreğimizi vererek onu bütünüyle dinlemek. O anda başka bir şey düşünmeksizin, tam olarak orada olmak ve öyle dinlemek.  Etkili dinleme; satır araları, ses tonu ile vurgu yapılan kelimeler, kişinin beden dili ile ifade ettikleri ve bütünsel bakış açısı ile dinlemek şeklinde tanımlanabilir. Öğretmenleri, tüm eğitim sürecinde onları anlamak için dikkatlice dinlemek büyük önem taşıyor. Onların en çok gereksinim duydukları şeyin dinlemek olduğunu, anlatımın ötesinde dinlemeye zaman ayırmanın eğitimi nasıl farklılaştırdığını yıllar içinde öğrendim.

3.İlk Adım: Güven Ortamı Yaratmak

Eğitimde ilk önceliğin güven ortamı sağlamak olduğunu belirtmeliyim. Çünkü insanların kendini rahat biçimde ifade edebilmesi ve sürece dahil olması için, kendini güvende hissetmesi gerekiyor. İnsanlar fark edildikleri, karşı tarafın kendisine kulak verdiği ve kabul gördüğü yerde kendini ortaya koyuyor. Güven ortamı yaratmanın ilk adımında ise çoğu zaman içten bir gülümsemeyle “Hoş geldiniz”, “Merhaba” demek yeterli oluyor.

2. Hâlden Anlayan, Hâlinden Anlayanı Bulur

Empati, duygulara değer vermektir ve bağ kurmayı kolaylaştırır. Empati, eskilerin tabiriyle “halden anlamak”tır. Geride kalan 15 yılda gördüm ki; eğitimlere katılan öğretmenlerin pek çoğu eğitimden habersiz, çeşitli yargı/önyargılarla ve sorunlarla eğitim ortamına geliyor. Bu noktada öncelikle yapılması gerekenin, onların derin nefes almalarına fırsat verip “Sizi görüyorum ve anlıyorum” duygusunu hissetmelerine olanak sağlamak olduğunu fark ettim. Anlamak ise aklın değil duyguların işi… Eğitimlerimde bu anlayış hep aklımın ve kalbimin bir köşesinde yer aldı. Her öğretmenin aslında; hâlini bilen, okuyabilen, anlayabilen insanlara ihtiyaç duyduğunu hep hatırladım.

1. Pedagoji ve Androgoji Arasında Büyük Bir Fark Yok

Pedagoji ve androgoji alanında çalışan kuramcılar, iki alan arasındaki farkları; kendini algılama, deneyimler, öğrenmeye hazır olma, zamana bakış ve öğrenmeye yönelim olmak üzere 4 ana başlıkta sıralıyor. Ancak yıllar içerisindeki gözlemim ise son derece dikkat çekici. Öğretmenlerin, tıpkı çocuklar gibi kişisel kaygılarının olduğu, güvenli bir ortama gereksinim duydukları, eğitime etkin olarak katılmak, özgün birer birey olarak görülmek istediklerini yakından izledim. Eğitimde bireysel gereksinimleri göz önüne alınmasını ve mutlaka peki bu bizim ne işimize yarayacak sorusunun yanıtını almayı bekliyorlar. Eğitimlerimde, çoğu zaman öğretmenlerin, tıpkı öğrencilerimize benzedik diyerek bunu dile getirdiklerine şahit oldum.

 

 

 

 

 

Yaratıcı Öğrenciler

“Okullar Yaratıcılığı Nasıl Öldürür?” adlı konuşmasıyla  tüm dünyada  hayli ses getiren Dr. Ken Robinson Lou Aronica ile birlikte yazdığı, Yaratıcı Öğrenciler kitabında öğrencilerin yaratıcılığını nasıl güçlendiririz? sorununa odaklanmış. Eğitimpedia’ da daha önce DR. Ken Robinson’un “ÖZ” kitabını paylaşmıştım. Yaratıcı Öğrenciler kitabınızda aynı merak ve ilgiyle okudum ve paylaşıyorum.

Son zamanlarda yayınladıkları kitapları çok beğendiğim ilgiyle takip ettiğim  Sola Yayınlarından Dilek Boyraz’ın çevirisiyle çıkan Yaratıcı Öğrenciler kitabını yeni eğitim öğretim yılına başlarken tüm eğitimciler ve velilerin okumasını öneririm.

İngiltere’den Amerika’ya, Çin’den Finlandiya’ya kadar pek çok ülkedeki eğitim reform girişimlerinden, raporların ve fark yaratan okullardan bahsedilen kitapta yazar,  Neden eğitim bu kadar sıcak siyasi bir gündeme sahiptir? sorusunu ise şöyle sıralamış ekonomik, kültürel, toplumsal ve kişiseldir. Değişen okullar, doğuştan öğrenenler, metaforları değiştirmek, öğretme sanatı, bilmeye değer olanlar nelerdir?, sınavlar, okul yöneticilerinin ilkeleri, geleneksel ailenin özüne dönüş, ortam değişikliği başlıklarıyla bölümlerden oluşmuş kitapta Dr. Ken Robinson, ‘’Öğretmenlerin sahip oldukları çeşitli rolleri öğrenciler için gerekli olan üç amacı gerçekleştirebilir’’ e vurgu yapıyor.

Peki nasıl? Üç maddede sıralanmış;

  • İlham: Öğrencilerine kendi disiplinleri için sahip oldukları tutkuyla ilham verirler ve yapabildiklerinin en iyisini yapmaları için teşvik ederler.
  • Güven: Öğrencilerin kendilerine güvenmeleri için ihtiyaç duydukları beceri ve bilgiyi edinmelerine yardımcı olurlar.
  • Yaratıcılık: Öğrencilerinin tecrübe etmelerini, sorgulamalarını, soru sormalarını, kendi becerilerini ve özgün düşünmeyi geliştirmelerini sağlarlar. Müfredatta yer alan tüm öğretim alanlarından bu faydalar sağlanmalıdır.

Kitaptan kısa bir bölüm;

‘’Eğitim, onu yaşayan bir sistem olduğunu gerçekten anladığımızda ve insanların her koşulda değil belli koşullarda geliştiğini fark ettiğimizde gerçek bir ilerleme kaydeder. Organik tarımın dört prensibi, acilen geliştirilmesine ihtiyaç duyduğumuz eğitim türlerine uyarlanabilir. Bu dört prensip eğitim açısından şu şekilde ifade edilebilir.

 Sağlık: Organik eğitim, tüm öğrencilerin gelişimini ve refahını entelektüel, fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden destekler.

 Ekoloji: Organik eğitim, her bir öğrencinin ve her bir topluluğun yer aldığı bu gelişim alanlarının birbirine hayati anlamda bağlı olduğunu bilir.

 Adalet: Organik eğitim, koşulları ne olursa olsun tüm öğrencilerin potansiyellerini ve bireysel yeteneklerini destekler ve onlarla ilgilenen herkesin görevine ve sorumluluğuna saygı duyar.

 Özen gösterme: Organik eğitim, öğrencilerin gelişimi için merhamet, tecrübe ve pratik bilgilere dayalı en uygun koşulları yaratır.

 ”En iyi okullar bu  prensipleri daima uygular. Eğer tüm okullar uygulasaydı ihtiyacımız olan devrim başlamış olabilirdi. Ne olursa olsun, şu anki görevimiz, okullardaki üretimi arttırmak değil, okulların kendilerini canlı tutan kültürlerini güçlendirmektir. Bu dört prensip, bahsettiğim bu konularla gerçekten ilgilenmektedir’’.

Yaratıcı Öğrenciler kitabındaki son cümleler ise önemli bir konuya vurgu yapıyor. Eğitim de asıl ihtiyacın ne olduğuna. ‘’Ve hareket eden insanlar var. Onlar, geleceğin farklı bir şeklini görebilmekte ve hem kendi eylemleri hem de başkalarıyla işbirliği yaparak geleceği şekillendirmeye kararlıdır. Her zaman izin almaya gerek olmadığını bilirler. Gandhi’nin dediği gibi eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız, görmek istediğiniz değişimi önce kendinizde gerçekleştirmelisiniz. Yeteri kadar insan hareket ettiğinde, bu bir hareket olur. Eğitimde tam olarak ihtiyacımız olan şey de budur’’.

Çocukların geleceğini düşünenler bu kitap sizin için…

yaratıcıöğrenciler

Bir Kurbağa Gibi Sakin ve Dikkatli

‘’Çocuklar için ne geçmiş vardır ne de gelecek, bizim payımıza düşmeyen bir şeyin, şimdiki zamanın keyfini çıkarırlar’’.

Jean de La Bruyere, Karakterler

Bugünlerde basit ve işe yarar bir yöntem arayışı içindeyseniz. Evde ve okulda sakin çocukları dert edindiyseniz, okuması da içindeki pratikleri uygulaması da keyifli bir kitapla tanıştırmak istiyorum. Eline Snel’in  Bir Kurbağa Gibi Sakin ve Dikkatli kitabı. Eline Snel bir terapist ve çocuklara yönelik bir meditasyon metodu geliştirmiş. Farkındalık eğitimi vermek için Hollanda’da bir akademi kurmuş. Burada öğretmenler, psikologlar, anne babalar ve çocuklara yönelik formasyonlar verilmekte. Eline Snel’in metodu öyle başarılı bulunmuş ki Hollanda Eğitim Bakanlığı isteyen tüm öğretmenlere akademide bu eğitimi alma imkanı sunmaya karar vermiş. Ekim 2016’da Duygu Dalkıran’ın Türkçe çevirdiği Pegasus Yayınlarından çıkan kitap şimdiye kadar dünyada 100.000 anne, baba ve öğretmenle buluşmuş. Okuması 1 gün,  içindeki alıştırmaları yapmak ise zaman alacak pratik, neşeli, içindeki çizimleri dikkat çekici bir kitap Bir Kurbağa Gibi Sakin ve Dikkatli.

5-12 yaş arasındaki çocuklar için anne babalarıyla birlikte meditasyon üzerine kurgulanmış kitap adım adım bu süreci anlatıyor.

Kitabın arka kapağında şu ifadeler yer alıyor. ‘’Günümüzde çocuklar çok hareketli ve gerginler, üstelik dikkatleri de dağınık… Peki rahatlamaları için onlara nasıl yardım edebiliriz? Konsantre olmayı onlara nasıl öğretebiliriz? Miniklerin ihtiyaçlarını mükemmel bir biçimde karşılayan ve onlara anında fayda sağlayan meditasyon bunun için basit ve etkili bir araç olacak! 5-12 yaş arasındaki çocuklara ve onların anne babalarına yönelik bu orijinal ve sevimli kitap her gün uygulanabilecek basit alıştırmalar içeriyor…’’

Kitapla birlikte çocuklar için meditasyon CD’si hazırlanmış. Kısa ve basit alıştırmalarla, çocukların sinirli gergin oldukları ya da uyumakta zorluk çektikleri durumlarla başa çıkmaları hedeflenerek hazırlanmış.  4-10 dakikalık alıştırmaların başlıkları şunlar;

1.Kurbağa gibi sakin
2. Küçük kurbağa
3.Nefese dikkat, dikkati yönetmek ve yönünü değiştirmek
4.Spagetti alıştırması
5.Durma düğmesi, içgüdülerin etkisiyle hareket etmeyi engellemek
6.Hoş olmayan duygular için acil yardım
7.Güvende hissedeceğin bir sığınak
8.Kafanı kurcalayan düşünceleri idare etmek
9.Moralini yükseltecek bir şey
10. Kalp odasının sırrı
11. İyi uykular

Kitapta yazar farkındalığı şöyle tanımlamış: “Farkındalık, ruhumuzun tam olarak içinde bulunduğu mekanda ve zamanda olmasını sağlama ve yaşadığımız her anı dolu dolu yaşama yeteneğidir.” Ve şöyle devam ediyor: “Çocuklar ilk başta farkındalık alanında minik ustalardır. Daha sonra büyür, geleceği hayal etmeyi ve geçmişe bakmayı öğrenirler. Beyinleri gelişir, zihinsel güçleri artarken acı çekme kapasiteleri de hızla büyür.  Yavaş yavaş çoğu çocuk, çok kıymetli bir yetenek olan farkındalığı kaybeder ya da kullanmayı bırakır. Elbette yetişkinliklerinde bunu geliştirmeyi yeniden öğrenebilirler. Ama sonuçta bu mükemmel sermayeyi korumalarına ve geliştirmelerine yardım etmek daha basit ve mantıklı olmaz mı?”

Kitaptan, ilgimi çeken bazı satırlar;

‘’Farkındalık uygulaması hangi yaşta olursa olsun hem basit hem de derin bir şeydir. Her şeyden önce kendini ve başkalarını daha mükemmel bir şekilde algılamayı ve bu algılayıştan içe ve dışa dönük olarak faydalanmayı öğretir. Edinilen bu bilgi sınırsız bir şekilde kullanılabilir. Çocuklarımızın bundan on ya da yirmi yıl sonra hatta beş yıl sonra bile en çok neye ihtiyacı olacağını bilemeyiz çünkü dünya ve yapılan işler büyük bir hızla değişiyor. Ama dikkatlerini toplamayı, odaklanmayı, dinlemeyi, öğrenmeyi, kendi düşünce ve duygularıyla ve başkalarıyla akıllıca ilişkiler kurmayı öğrenmeleri gerektiğini  biliyoruz. Göreceğiniz üzere bu beceriler, öğrenme ve somut bir şekilde bilme yaklaşımı, farkındalık eğitiminin temelini oluşturuyor’’.

 

“Farkındalık” basitçe ifade etmek gerekirse, açık ve sevgi dolu bir tutumla yaşadığımız anın içinde neler olduğunu bilinçli bir şekilde anlama halidir. Yargılamadan, olup biteni reddetmeden, kendini gündelik hayatın hızına kaptırmadan burada, bu anın içinde olmaktır. Şimdi olup bitenler üzerinde düşünmek değil ama şimdide ve burada olmaktır.’’ 

  “Nefes bilincine varmak önemlidir. Dikkatimizi nefesimize yönlendirerek o ana dikkatimizi vermiş oluruz. Ne düne, ne yarına, şimdiye…Önemli olan ‘’şimdi’’dir.

 ‘’Size zor ya da stresli gelen bir şeyden farkındalığa geçme sürecindeki ilk ve en önemli adım, ani tepkileri askıya almak ve nefesinize odaklanmak, bilinçli bir şekilde nefes alıp vermektir.

Sabır, güven ve kendi haline bırakma…Bu yaklaşımlar isteklerimizi idare etme konusunda oldukça işimize yarar. Sabır, çünkü her şeyin bir zamanı vardır. Güven, çünkü her zaman bir şeyler değişir. Kendi haline bırakma, çünkü bu, isteğimizin harekete geçmesini sağlar. Sıkı sıkıya tuttuğumuz kontrolden vazgeçmek kolay değildir. Bunun bir tür boyun eğme olmadığını anlamamız önemlidir’’.

Anne babalar, öğretmenler naçizane önerim önce siz yavaşlayın. Belki de bu yaz sadece yavaşlamaya odaklanın. Yavaşladıkça farkındalığınız artacak ve bu çocuklara yansıyacaktır. Çünkü çocuklar görür çocuklar yapar.

Bu kitap önce kendi ve sonra  çocuğu için farkındalık macerasına doğru bir adım atmak isteyenler için…

 

birkurbağagibisakinvedikkatli

 

Bu yazım 11.08.2017 tarihinde Eğitimpediada yayınlanmıştır.

 

Bazen Olmaz

Sıcakların iyice bastırdığı ve hiç esmiyor cümlelerinin kol gezdiği bugünlerde bir nebze de olsa zihnimizi serinleten kitaplar okumak en iyisi.  Çok istediğiniz bir şey vardır, denersiniz denersiniz olmaz. Halbuki başarı olmak istiyordunuz. Sonuç ise başarısızlık oldu. Asıl hikayeler bana göre burada saklı ‘’başarısızlık’’ hikayelerinde. Kronik kitaptan çıkan Bazen Olmaz kitabı da tam da buna odaklanıyor ‘’Başarısızlığa’’. Gazeteci-yazar Özlem Gürses Tatar’ın  alanında ünlü 10 isimle yaptığı söyleşilerden oluşan kitap Kronik Yayınevinden çıkmış.

Peki kitap da yer alan isimler kimler? Cem Yılmaz, Muhtar Kent, Ali sabancı, Zeynep Bodur Okyay, Cem Boyner, Arda Turan, Hüsnü Özyeğin, Hanzade Doğan Boyner, Abdülkadir Konukoğlu ve Mustafa Denizli. Her bir isim başarısızlık hikâyelerini açık yüreklilikle anlatmış Bazen Olmaz kitabında. Başarısızlık hikayelerinin her biri pek çok  öğrenilmiş ders içeriyor.

Kitaptan bazı anektodlar şöyle:

Cem Yılmaz

‘’Fazla şey biliyorum’’ numarası yapmanın kinin ne kendine ne de etrafına faydası var’’

Muhtar Kent

‘’Çok iyi yapmaktan kastım şu: hakkını vermek bir işin. Sadece bir görevi yapmak değil, hakkını vermek, çok daha geniş boyutlu düşünmek. Bir işi ilişkilerle birlikte yapmak. Bir ekosistemi yaratmak. Bir işi yaparken, işten çok daha geniş, daha kapsamlı bir ekosistem yaratmak.

‘’Muhakkak, her gün yeni bir şey öğrenmesi lazım insanın, öyle bir ortam yaratması lazım kendisine. O ortamı yarattığınız vakit de psikolojik gelir elde ediyorsunuz, yani yeni şeyler öğrenme imkânına sahip oluyorsunuz’’.  

 Ali Sabancı

‘’Hata yaptığın zaman soru şu.: Başarısız olduğunda sen bundan ne öğrendin. Bir şey öğrenmediysen çok pahalı bir başarısızlık bu’’.

‘’Dünyanın derdi bitmez. Her şeyi sen çözemezsin. Muhakkak dengeli bir hayat yaşaman lazım’’.

‘’Huzuru ve itibarı yitirdiğiniz zaman bence başarısız olursunuz’’.

 Cem Boyner

‘’Daima başkalarının fikrine açık olmak ya da bizzat kendi şüphelerinize açık olmak…  Bir şeyden şüphe ettiğiniz zaman kapatıp yokmuş gibi davranmak yerine; onu böyle avucunuzun içine alıp onunla yakınlaşıp, onunla tanışmak, yüzleşmek, kabule etmek veya reddetmek ama asla atıp geçmemek, önemli olan bu’’.

 Hüsnü Özyeğin

‘’Başarısızlıktan öğrenilecek şeyler, başarıdan öğrenileceklerden fazladır’’. 

‘’ Başarısızlığı ondan öğrendiklerinizle, size bir sonraki işinizde katacakları ile seveceksiniz’’.

 Başarı kadar başarısızlık hikayelerine de kıymet verenler bu kitap sizin için…

bazenolmaz

Bu yazım 31.07.2017 tarihinde Eğitimpediada yayınlanmıştır.

 

Bağırmayan Anne Baba Olmak

‘’Çocuklarınız için yapabileceğiniz en harika şey kendinize odaklanmayı öğrenmektir’’. Peki ama nasıl? Çocukların özellikle kontrolden çıktığı anlarda nasıl davranılmalıdır? Sakin kalarak çocuk büyütmek mümkün müdür? Evlilik, aile terapisti Hal Edward Runkel Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabında pek çok soruya yanıt veriyor. Şiddetsiz iletişimi anlatan Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabı Ebrar Güldemler’in çevirisiyle Aganta Yayınevinden çıkmış. 

Hal Edward Runkel bu kitabında bir reçete, 5 günde sakin, sorunsuz çocuklar için etkili yöntemler vermiyor maalesef. Hızlı sonuç almak isteyen anne babalar için uygun bir kitap olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Kendinize odaklandığınızda ve böyle sakin kalabildiğinizde yaşamakta olduğunuz sorunları hiç yaşamayacağınızı anlatmaya çalışıyor yazar. Ve şöyle ifade ediyor: ‘’Bağırmadan, öfkelenmeden, ‘hadi’’ demeden çocuk büyütmek mümkün, denemeye ne dersiniz?

Gözünüzün önüne çocuklarınızın kontrolden çıktığı bir anı getirin. Eğer kendi duygularınız üzerinde daha fazla kontrolünüz olsaydı, yaşanan durumdan nasıl farklı bir sonuç elde ederdiniz? Bunu hiç düşündünüz mü? Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabı ana vurgusu şu ‘’Çocuklarınızın üzerinde etki bırakmak istiyorsanız, önce kendi üzerinizdeki kontrolünüzü yeniden kazanmalısınız’’. Yeni bir bakış açısı sunan Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabı sadece çocuklarımızla değil tüm ilişkilerinizde faydalı olacaktır. Sevgi, saygıya dayalı sakin bir aile ortamı sağlamak yönünde bir adım atmaya yarayacaktır.

Bağırmayan Anne Baba Olmak kitabı dört bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, Çocuklarınızın gerçekten ihtiyaç duyduğu o ‘’havalı’’ ebeveyn olmak. İkinci bölüm; soğukkanlığınızı korumak alan yaratmak. Üçüncü bölüm; sakin kalmak yer yaratmaktır. Dördüncü bölüm; Kendinizi harekete geçirmek. Her bölümün sonunda içe bakış soruları var. Bu kitabın en sevdiğim kısmı bu sorular oldu. İşte sorulardan bir kaçı.

  1. Çocuğunuzu korumakla hayatın derslerini öğretmek arasında nasıl denge kuruyorsunuz?
  2. Sonucuna katlanarak ders aldığınız çocukluğunuzdan bir olay hatırlayın. Ne öğrendiniz? Yanınızda kim vardı ve nasıl desek oldu?
  3. Çocuğunuzun yapmasını istediğiniz hatlar neler? Neden? Bu deneyimden ne öğrenebilir?
  4. Çocuğunuzun hiçbir durumda yapmamasını istediğiniz hatalar neler? Neden? Düşünürken ne kadar kaygı duyuyorsunuz?
  5. Sizce sonuçlara katlanmanın en zor kısmı nedir?

Sevgili anne-babalar çocuk büyütmek zorlu bir yolculuk. İşte bu yolculukta oksijen maskesini önce kendinize takmayı unutmayın. Zira önce siz nefes alın ki nefes verebilesiniz.

Çocukları için kendine odaklanmayı öğrenmek isteyen anne-babalar bu kitap sizin için…

bağırmayanannebabaolmak

Bu yazım 09.07.2017 tarihinde Eğitimpediada yayınlanmıştır.

Alışkanlıkların Gücü

ABD’li filozof, psikolog William James 1892′de, “Bütün hayatımız iyiliğimiz ve kötülüğümüz için sistematik olarak düzenlenmiş ve bizi karşı konulmaz bir şekilde kaderimize doğru taşıyan bir yığın (fiziksel, duygusal ve düşünsel) alışkanlıktan başka bir şey değildir” demiş. Duke Üniversitesinden bir araştırmacı tarafından 2006 yılında yayınlanan bir bildiride ise, insanların her gün gösterdikleri davranışların yüzde 40’tan fazlasının gerçek anlamda kararlar değil, alışkanlıklar olduğu bulgularına ulaşılmış. Uzun zamandır  özellikle beyin ile ilgili güncel araştırmaları okurken ‘’alışkanlıklar/alışkanlıklarımız’’ konusu hep düşündürmüştür beni. O yüzden 2012 yılında Boyner Yayınları tarafından Türkçe’ye çevrilen ve yıllar içerisinde tekrar tekrar okuduğum bir kitabı paylaşmak istedim haftanın kitabı olarak.  Alışkanlıkların Gücü, New York Times’in ödüllü iş dünyası muhabiri Charles Dunning’ın yazdığı bir best seller kitap.

Hayatımızı  aslında alışkanlıklarımız mı yönetiyor ? Sahip olduğumuz kötü bir alışkanlığımızı bırakmak istiyor ama bir türlü neden bırakamıyoruz?  Ya da bırakıyoruz ama bir süre sonra neden tekrar bıraktığımız yere dönüyoruz? gibi pek çok merak uyandıran sorunun yanıtını bulmak mümkün Charles Dunning’in kitabında.

  “Alışkanlıklarınızı yok edemezsiniz, sadece değiştirebilirsiniz” savını ortaya koyarak alışkanlıkların nedeni, yeni alışkanlıklar kazanmanın / kazandırmanın yolları, istenmeyen alışkanlıklardan kurtulmak için yapılması gerekenleri okumak hayli keyif verdi.

Alışkanlıkların Gücü kitabı üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm bireylerin yaşamlarında alışkanlıkların nasıl doğduğuna odaklanıyor. Bu bölüm kişisel gelişim kitabı tarzında yazılmış Bu bölümde alışkanlık oluşmasının nörolojisi, yeni alışkanlıkların nasıl oluşturulup eskilerinin nasıl değiştirilebileceği ele alınmış. İkinci bölüm bir pazarlama kitabı gibi şirket ve organizasyonların alışkanlıkları ele alınmış. Üçüncü bölümde ise toplumların alışkanlıkları ele alınmış. Birbirinden bağımsız ancak birbirini tamamlayan üç bölüm olmuş. Her bir bölümdeki, insan, kurum hikayeleri ise Malcolm Gladwell kitaplarındaki tadı vermiş.

İşte o hikayelerden bir kaçı:

  • Alcoa’nın başına gelen yeni bir CEO’nun kurumun alışkanlıklarını değiştirip gelirleri artırması
  • Michael Phelps’in yüzme rutinini mükemmelleştirerek olimpiyatlarda altın madalyalar kazanması
  • Starbucks’ın başarısının, çalışanlarının iradeleriyle olan bağlantısı
  • İskoçya’da bir hastanenin yaşlı hastalarının, iradelerini geliştiren ufak zihin egzersizleriyle çok daha hızlı biçimde sağlıklarına kavuşması
  • Rhode Island Hastanesi’nde bir hastanın ölümü ardından yaşanan doktor-hemşire krizinin çözümlenmesi

Her üç bölümde ortak bir argüman etrafında dönüyor. ‘’Alışanlıkların nasıl işlediğini anlarsak, onları değiştirebiliriz. Bunun nasıl olduğunu anlarsak söz konusu alışkanlıklarımızı (paternleri) istediğimiz şekilde yeniden yapılandırabiliriz. Bir alışkanlığı dönüştürmek her zaman kolay ve çabuk olmaz. Her zaman basit de değildir. Ama mümkündür’’.

Alışkanlıkların Gücü kitabında Charles Duhingg, alışkanlıkların neden var olduğunu ve nasıl değiştirilebileceğini keyifli bir şekilde anlatarak farklı bir bakış açısı ortaya koymuş.

Duhingg, alışkanlıklar döngüsünü üç aşamalı olarak şöyle anlatılıyor; Her alışkanlık üç adımlı bir döngüden ibarettir. Alışkanlık bir işaretle başlar, adeta bir şalter açılır ve beyniniz alışkanlığı otomatik olarak nasıl yerine getireceğini bilir. İşaret gelince kişi belli bir rutini takip eder. Bu rutin fiziksel bir hareket veya zihinsel bir aktivite olabilir. Rutini gerçekleştirdikten sonra da kişi ödüle ulaşır. Bu ödül kişiye tatmin veren, sergilediği davranışı tekrar tekrar yapmasına sebep olan sonuçtur. Zaman içerisinde işaret ve ödül iç içe geçer. İşaret oluşunca kişi ödülü almak için büyük bir istek duyar.

Charles Duhigg araştırmaları sonucunda kitabında, araştırmalarım neticesinde dört kurala sahip bir kılavuz belirlemiş: Bunlar:
1. Alışkanlığınızı tanımlayın: Buna kısaca değiştirmek istediğiniz davranış da diyebiliriz. Rutininizi tanımak gerekiyor öncelikle.
2. Ödülleri deneyin: Alışkanlığınızı değiştirmek istiyorsanız, kendinize ödüller verin.  
3. Bir işarete ihtiyacınız var: Alışkanlıklarınızı tetikleyen işaretleri tespit edin.  
4. Plan yapın: Bu ise son aşama. Artık alışkanlığınızın yerine yenisini koyabilirsiniz. Planınızı yapın, zorlanabilirsiniz de, ama plana uymaya çalışın.

Özel  ve iş hayatımızda alışkanlıklarımızın ardında nelerin yattığının ve nasıl değiştirilebileceğinin anlarsak hayatımızı dönüştürebiliriz. Ne dersiniz? Denemeye değer değil mi? Zira hayatta neye odaklanırsak ondan sonuç alırız.

Alışkanlıklarını değiştirip iş ve özel hayatını dönüştürmek isteyenler bu kitap sizin için.

alışkanlıklarıngücü

Bu yazım 28.04.2017 tarihinde Eğitimpediada yayınlanmıştır.

Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler

Dünyanın asi kızlarına:

Daha fazlasını hayal et

Daha fazlasını iste

Daha çok mücadele et

Ve kuşku duyduğun zamanlarda

Unutma

Sen haklısın.

Bir manifesto niteliğindeki yukarıdaki satırlar Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler kitabının ilk cümleleri, öyle güzel özetliyor ki kitabın amacını, içeriğini. Benim için ise hem okuması, hem yazması müthiş keyifli hem de bol bol hediye edeceğim bir kitap oldu.

Bu özel ve özgün kitabı  2 İtalyan yazar; ödüllü bir gazeteci  Elena Favilli ve medya girişimcisi, ödüllü bir yazar ve direktör Francesca Cavolla birlikte yazmışlar. Kitapta, M.Ö. 69’da doğan Kleopatra’dan 2007’de doğan Coy Mathis’a kadar 100 kadının hikayesi anlatılıyor. 100 kadının illüstrasyonlarıysa 22 farklı ülkeden 60 kadın sanatçı tarafından çizilmiş. Her bir ilistirasyon birbirinden yaratıcı ve dikkat çekici. Mart ayında,  Türkiye’de de Hep Kitap Yayınevi tarafından Deniz Öztok’un çevirisiyle yayınlandı. Kısa sürede 9.baskıya ulaşmış.

Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler’in bir önemli özelliği de kitlesel fonlamayla hayata geçmiş olması. Kitap için, Kickstarter’da açılan kampanyaya 472 kişi bağışta bulunmuş. 472 bağışçının ismine de kitapta yer verilmiş.

Favilli ve Cavallo, beraber kaleme aldıkları özsözde ise şu ilham veren  satırları yazmışlar;

Bu cesur öncüler size ilham versin. Onların portreleri, kızlarımıza güzelliğin bütün biçimlerde, renklerde ve her yaşta kendini gösterdiği fikrini aşılasın. Okuyucuların her biri, yaşamdaki en büyük başarının tutkuyla, merakla ve cömertlikle dolu bir yaşam sürmek olduğunu öğrensin. Mutlu olmaya ve çılgınca keşfetmeye hakkımız olduğunu bir an bile aklımızdan çıkarmayalım. Artık elinize bu kitabı aldığınıza göre, tek hissettiğimiz birlikte kurmakta olduğumuz dünyaya karşı umut ve heyecan olmalı. Ne kadar büyük hayallerinin olabileceğini, ne kdar uzağa gidebileceğini cinsiyetinin belirlemediği bir dünya. Her birimizin büyük bir güvenle, ‘’Özgürüm’’ diyebileceği bir dünya.

Dünyanın farklı yerlerinde ve yaşadıkları zamanda kendi hayatlarına, hayallerine sahip çıkarak dünyaya medyan okuyan kadınların hikayelerinden oluşan kitapta; Moda tasarımcıcı Coco Chanel, aktivist Helen Keller, yazar Maya Angelou, matematikçi ve filozof Hypatia, astronom Wang Zhenyi,  ilk bilgisayar programcısı Ada Lovelace, tenisçi Serena ve Venus Williams, mimar Zaha Hadid gibi kimini pek çoğunuzun bildiği kimini ise ilk kez tanıyacağınız 100 kadının hikayesi anlatılıyor. Önemli buluşlar yapmalarına, cesaretle adım atmalarına, büyük bir dehaya sahip olmalarına rağmen sürekli küçümsenen, yok sayılan, unutulan, neredeyse tarihten silinen 100 kahraman kadının hikayesi şunu bir kez daha hatırlattı: inanan bir kalbin dünyayı değiştirme gücü engellenemiyor.

Aslında kitapta 101 hikaye var. Ancak 101’inci henüz yazılmamış. 101’inci hikaye kitabın sahibine ayrılmış. Kitabı okuyanın hikayesi ve portresi için iki boş sayfa var, yazılmayı bekleyen. 

Asi Kızlara Uykudan Önce Hikayeler kitabı bir ezberide bozuyor. Hani  erkeklerin  kahraman, kadınların prenses olarak anlatıldığı hikayeler vardır ya, işte bu kitaptaki hikayeler prenseslerin yerine dünyayı değiştiren kadınları koyuyor.

Velhasıl, bu topraklardaki gerçek dönüşümü sağlayacak olanlarda kadınlardır.

Bu kitap, itiraz etmeyi, hayal kurmayı, cesareti şiar edinmiş asi kadınlar ve onların kız çocukları için…

AsiKızlaraUykudanÖnceHikayeler

Bu yazım 30.03.2017 tarihinde Eğitimpediada yayınlanmıştır.

Mutluluk

https://video-otp1-1.xx.fbcdn.net/v/t42.1790-2/13684694_760033734100224_1298416111_n.mp4?efg=eyJ2ZW5jb2RlX3RhZyI6InN2ZV9zZCJ9&oh=d07d3dcf7d7d6626730ab9717a35ab17&oe=58DFDB51

108 Yaşındaki bir Kadından İnanılmaz Hayat Dersleri

 

<iframe width=”560″ height=”315″ src=”https://www.youtube.com/embed/xq6H0cYeFOE” frameborder=”0″ allowfullscreen></iframe>