Ana Sayfa Blog Sayfa 9

Karmaşıklık Dünyasında Organizasyon

0

Stephen Hawking, ‘’21.yüzyıl karmaşıklık yüzyılı olacaktır’’ demiş.  Karmaşıklığın içinde birey olarak, yönetici olarak akılcı sadelikle ilerleyebilmek ise büyük marifet.

Dönüşüm süreçlerindeki size ve ekiplerinize yol gösterebilir nitelikte bir kitap yazan Niels Pflseging  iş yönetimi konusunda bir danışman. Türkçe baskısının çevirisini yapan Selçuk Alimdar ise eş yazar olarak ‘’işi oyunlaştırmak: çalışmaya hayat katmak için bir icra çerçevesi önerisi’’ bölümün yazmış.

Bu kitap iş sahiplerinin, yöneticilerin, değişim öncülerinin, danışmanların ve her türden profesyonellerin genel olarak ilgisini çekebilecek konuları içeriyor.

Hepimizin kendimize şöyle sorular sormuyor muyuz:?

  • Büyüyen bir organizasyonu bürokrasi tuzağına düşmeden nasıl düzenleyebiliriz?
  • Organizasyonum artan karmaşıklıkla nasıl başa çıkabilir?
  • Yeni koşullara uyum sağlama kabiliyetimizi nasıl geliştirebiliriz?
  • Performans, inovasyon ve büyümenin önündeki mevcut engelleri nasıl aşabiliriz?
  • Şirketim yüksek adanmışlığı nasıl elde edebilir ve tüm insanlara uyan bir organizasyon haline gelebilir?
  • Duvara toslamadan derinden bir değişimi nasıl sağlayabiliriz?

Kitabın yazarları, bu soruları yanıtlayabilmek için, karmaşıklığa tam olarak dayanıklı ve insanoğlunun tabiatına uygun bir organizasyon oluşturmak ve sürekli kılmak zorunda olduğumuzu iddia ediyor. Bunun nasıl başarılacağını da tartışılıyor. Büyüklüğü, yaşı, sektörü, ülkesi ve kültürü ne olursa olsun, organizasyonunuzu karmaşıklığa uygun bir şekilde tasarlamayı öğrenme hedeflenmiş.

Karışık ve karmaşıklığın arasındaki farkın ne olduğu ile başlayan kitaptan  bir bölüm;

Karmaşık sistemler sürprizlerle doludur. Yaşayan varlıkların bulunduğu ve ya katkı yaptığı sistemlerdir. Yaşayan sistemler oldukları için her an değişebilir. Bu tip sistemler dışarıdan kontrol edilemez; ancak gözlemlenebilir. Karmaşık bir sistemin davranışı öngörülemez. Karmaşık bir sistemde, karışık sistemlerde olduğundan daha fazla yanılma, belirsizlik ve hata payı olması doğaldır. Karmaşık bir sistemde standart (öngörülebilir) bir şekilde işleyen unsurlar olabilir fakat bunların birbirleriyle olan etkileşimi daima değişkenlik gösterir.

 Karmaşıklıkla etkin bir şekilde başa çıkma kabiliyeti olan yegane ‘’şey’’ insandır. Karmaşıklıkta önemli olan (konumuz sorun çözmeyse) ne araçlar, ne standartlaşma, ne kurallar, ne yapılar ne de süreçlerdir. Tüm bunlar cansız pazarların olduğu sanayi çağında işimize yarıyordu. Karmaşıklıkta soru, bir sorunu nasıl çözeceğimiz değil onu kimin çözeceğidir. Artık önemli olan ustalık ve üstün yetenek sahibi insanlar ve hünerli insanlar. Fikirleri olan insanlar. Onlara profesyoneller diyoruz. Çırağı olan profesyonellere ise usta diyoruz. Yaşamın olamadığı bir sistemde sorun çözmek talimat vermekle ilgilidir. Yaşayan bir sistemde sorun çözmek ise iletişimle ilgidir. Karmaşıklık yönetilemez veya azaltılamaz. Ona sadece insanın ustalığıyla göğüs gerebiliriz.

 Bu kitabı farklı şekillerde okuyup kullanabilirsiniz: Organizasyonlar hakkında düşünmek için ders kitabı olarak, ilham kaynağı olarak, sözlük olarak veya çalışma kitabı olarak

Organizasyonlarda yüksek performans elde etmenin hem kuramına ve uygulamasına giriş niteliğindeki Karmaşıklık Dünyasında Organizasyon kitabı yüksek performanslı bir organizasyon için çalışmaya yeniden nasıl hayat verebiliriz sorularını yanıtlıyor.

Optimist Kitaptan çıkan Karmaşıklık Dünyasında Organizasyon’un ilave online içeriğine, ilave kaynaklarına kitabın sitesinin ‘’Bonus Conent’’ sayfalarında bulabilirsiniz www.organizeforcomplexity.com

Karmaşıklık dünyasında bulunduğu organizasyonu dönüştürmek isteyen yöneticiler bu kitap sizin için…

karmaşıklıkdünyasındaorganziasyon

 

 

Bu yazım 06.11.2015’de Eğitimpedia‘ da yayınlanmıştır.

 

Okulda Pozitif Yönetim

Okulda, keyifli bir ortam yaratmanın hiç de zor olmadığının paylaşılacağı bu atölyede okul yöneticilerinin eğlence, motivasyon ve verimlilik konularına odaklanmaları amaçlanmaktadır.

Yüksek Performanslı Takım Koçluğu ile Okulda Takım Olmak

Çözüm odaklı koçluk yaklaşımı ile takımları bir hedefe doğru motivasyonla harekete geçirme ve o hedefe ulaşımlarını sağlama sanatını öğretmek ve takım üyelerinin liderlik yeteneklerini geliştirmek amaçlanmaktadır.

  • Bir takım olmanın önemini farketme
  • Bir takım olmanın aşamaları olduğunu bilme
  • Bir takım olma deneyimi yaşama
  • Uzlaşma kültürünün önemini bilme

Liderlik, öğrenci kalabilmektir…

“Çocuklarla kurduğum gönül bağıyla sevdim öğretmenliği”

“Öğrenenler Kahvesi”, bloguma renk ve tat katmasını istediğim yeni bir başlık, yeni bir etkileşim. “Öğrenenler Kahvesi”nde her ay eğitim dünyasının “hayat boyu öğrenen” bir ismiyle sizi buluşturmak ve onun deneyimlerini, izlenimlerini sizinle paylaşmak istedim. Bu söyleşiler aracılığıyla sizlerle bir araya gelip, gerçekleştirdiğim söyleşinin bir parçası da siz olun istedim.

“Öğrenenler Kahvesi”nde ilk sözü deneyimli bir eğitimci ve aynı zamanda çok sevdiğim dostum, SAC (SEV Amerikan Koleji) Müdürü Elvan Tongal’a verdim.

İçten yanıtları için kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Merhaba Sevgili Elvan… Geçen yıl geldiğimde SAC yeni açılmıştı. Öğrenenler Kahvesi aracılığıyla 1 yıl sonra yine burada birlikteyiz. Öncelikle teşekkür ediyorum ve merak ediyorum, senin için geride kalan 1 yıl nasıl geçti?

Son derece yoğun, müthiş heyecanlı, adrenalini yüksek ve hızlı geçti. Ama çok güzeldi. Çünkü okulda herkes Z kuşağı öğrencileriyle çalışırken, biz Z kuşağı öğretmenleriyle de çalıştığımızı hissettik. Bu bize müthiş bir enerji verdi.

 Senin öğretmenlikle başlayan daha sonra müdür yardımcılığı ve bugün bulunduğun noktada okul müdürlüğüyle devam eden bir mesleki deneyim sürecin var. Bu hikâyenin dönüm noktaları, seni bugüne taşıyan yollar neler oldu?

Meslekte 25 yıl söz konusu olunca birkaç dönüm noktasından söz etmem gerekiyor. Öğretmenliği kazandığımı öğrendiğimde ilk sözlerim “Allah’ım ne yapacağım?” oldu. Hakikaten çok zordu. Ancak şimdi görüyorum ki, yaşadığım her basamak bana müthiş deneyimler sağlamış. Öğretmenliğimin ilk yılında dershanede çalışmaya başladım ve bu 5 yıl sürdü. Bu sürede kolejlere, fen liselerine,  üniversiteye hazırlanan öğrencilerle çalıştım. O hengâmeyi çok iyi biliyorum. İşte bu dönemde çocuklarla kurduğum gönül bağı benim öğretmenlik mesleğini sevmeme neden oldu. Açıklıkla söylemem gerekir ki öğretmenliği okulda değil, meslek hayatında sevdim. O dönemde çocuklarla kurduğum gönül bağı bir karar almama da yol açtı. Onlarla yalnızca yollarımızın kesiştiği o 1 yıl için değil çok daha uzun süreleri kapsayacak biçimde bir ilişki kurmalı, onların büyümelerini de gözlemlemeliydim. Ve bu kararın ardından bir özel okulda, Moda Kolejinde göreve başladım. Moda Koleji, 94-98 yılları arasında şu an Türkiye’de önemle üzerinde durulan “Eğitimde Toplam Kalite” ve “IB” uygulamalarının lideri olan bir okuldu. Ben bu uygulama sürecinde okulda kalite temsilciydim. Türkiye’de IB’nin ilk mezunlarını verdiğimiz dönemden söz ediyorum. Benim de IB ile tanıştığım dönem… IB ile tanıştığım bu dönemde önemli bir şeyi fark ettim: Yurt dışındaki yaklaşımı görmek, anlayabilmek için başka bir dili de bilmek gerekiyordu. Bu durumu şöyle açıklayabilirim: Tarihin bir dili vardır, öğretmenliğin de bir dili vardır ve bunlar birbirinden farklıdır. Başka bir dili görmek sözüyle yalnızca İngilizce bilmekten söz etmiyorum. Öteki, dışarıdaki nasıl bakıyor, bunu anlayabilmekten bahsediyorum. Bu düşünceyle birlikte istifa edip İngiltere’ye dil öğrenmeye gitmem hayatımın en radikal kararlarından biriydi. Üstelik 11 Eylül olayının ve ülkemizde devalüasyonun yaşandığı o zorlu 2001 yılında… O ay yurt dışına çıkabilmeyi başaran nadir kişilerden biriydim sanırım.

“Rİsk aldım ve konfor alanımdan çıktım”

Aslında konfor alanından çıkmak için cesaretli bir adım atmışsın.

Haklısın, müthiş bir konfor alanım vardı. Keyifli bir okul ortamında akademik olarak parlayan, çok sevilen, farklı kurumlardan teklifler alan bir eğitimciydim. 32 yaşındaydım. Aslında çok kritik bir karardı. IB’nin öğrenen profillerinden bir tanesi “Risk alan”dır. Şu an görüyorum ki tam olarak bunu yapmışım. Türkiye’ye döndükten sonra yüksek lisansıma devam ettim. İşte o dönemde, Sabancı Üniversitesinin Alternatif Tarih Kitapları yazılım projesinde çalışırken tanıştığım meslektaşım sevgili Mesut Süzer beni ENKA Okullarında çalışmaya ikna etti. Orada öğretmen olarak görev yaptıktan çok kısa bir süre sonra da yöneticilik maceram başladı. 10 yıllık öğretmendim ve öğretmenliğe dair birçok birikimim vardı.

Sonra ne oldu?

ENKA, hayatımda ilk kez içselleştirdiğim, kendimi son derece iyi hissettiğim bir okul oldu. Bu sefer dedim ki, ben bu okulun mutfağında olmalıyım. Ben bu okulun bir uygulayıcısı değil, programını oluşturan, stratejik kodlamalarını yapan kişilerden biri olmalıyım. Böylelikle daha önce hiç düşünmediğim yöneticilik hikâyem başladı. ENKA’da 8 yıl müdür yardımcılığı yaptım. Müdür yardımcılığını müthiş bir deneyim ve bir okulun çapraz cephesinde yer aldığınız en zor pozisyonu olarak tanımlayabilirim. Bir süre sonra deyim yerindeyse testinin dolduğunu, onu taşırmamak, mutsuz olmamak adına daha büyük bir testi edinmeniz gerektiğini fark edersiniz. İşte tam böyle bir dönemde kendi yaklaşımıma çok uygun bulduğum Sağlık Eğitim Vakfı ile yollarımız kesişince yine ciddi bir konfor alanını terk edip, Sev Amerikan Lisesi Kurucu Müdürü olarak görev aldım.

IMG_7337

“Liderlik, öğrenci kalabilmektir”

Kişisel hikâyende yer alan öğretmenlik, yurt dışı deneyimin, müdür yardımcılığı; bütün bu yaşadıklarının senin okul liderliğine katkısı ne oldu? Hangi alanlarını beslediğini düşünüyorsun?

Sorun çözmek… Artık sorunu, sorun olarak görmüyorum.  Benim için karşılaştığım her şey çözülmesi gereken durumlar. Farklı yöntemlerle iyileştirebileceğimiz durumları sorun olarak nitelendiriyorum. Daha ne olabilir ki denilen şey başıma çok geldi. Üzücü bir anı geliyor aklıma… Bir öğrencimi trafik kazasında kaybettim. Kalbime çok dokundu. Hala da dokunur. Orada da liderlik yapmanız gerekiyor. Kalbi acıyan bir grup çocuğun önüne çıkıp duygularınızı yaşayarak ama onların dağılmasına izin vermeden konuşma yapmak, çok zor bir liderlik özelliği bence.

Liderlik senin için neye benziyor, nasıl tarif edersin?  

Çok klasik gelecek belki ama liderlik hâlâ öğrenci kalabilmek bana göre. Her şekilde, her koşulda öğrenmeye devam ettiğin sürece sen lidersin. Pozisyonunuz size bir unvan veriyor belki ama siz gerçekten lider misiniz? Lider olarak tanımlanabilmek için birilerinin sizi takip ediyor olması gerekir. Birilerinin sizi takip edebilmesi için de bir şeyleri modelliyor, bir şeyler söylüyor olmanız gerekir. Bunun koşulunun da öğrenmekten geçtiğini düşünüyorum. Şu bir gerçek ki her şey sürekli değişiyor ve sizin de sürekli öğrenmeniz gerekiyor. Lider olarak bazen geride durabilmek, başkalarını öne çıkarmak gerekiyor. Lider, başka liderler çıkarabilen özelliklere sahip olmalı, buna çok inanıyorum.

 Yanıtında dikkatimi çeken, liderliği hayat boyu öğrenmekle tanımlamış olman.  Peki, sen hayat boyu öğrenmek için yani öğrenci ruhunu beslemek için nelerden beslendin?  

Her şeyden beslendim. Seyrettiğim filmden, bir köşe yazısından, arkadaşımın okuduğu kitaplardan… Mesela senin okuduğun kitapları yakından takip ediyorum. Kuzenimin yaptığı bir çalışmadan… Aslında fark etmeden yaptığım şeylerle, fark etmeye çalışıyorum. Bu arada düzenli gerçekleştirdiğim eğitimler var. Alternatif tarih kitapları projesinin bana çok şey öğrettiğini belirtmeliyim. Yüksek lisansımı Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi Bölümünde yaptım. Şimdi hissediyorum ki benim için doktora vakti geldi. Hayat boyu öğrenen olmak için mutlaka farklı alanlardaki eğitimlere katılmak gerekiyor. Satış teknikleri, insan kaynakları yönetimi, yoga, horon… Bunların hepsi olabilir.

“Hobiler harika bir köprüdür”

 Hobiler senin hayatında nasıl bir yer kaplıyor?

Hobilerim çok önemli… İlk sırada dans yer alıyor. Dans, mutlaka benim hayatımda var olmalı. En son Karadeniz yöresi oynadım, horon vurdum. Ayrıca scooter kullanmayı seviyorum. İnsanın mesleğinin dışındaki bir alanda kendini geliştirmesinin onu zenginleştirdiğine,  hoşgörü kattığına inanıyorum. Öğretmenlerle yaptığım iş görüşmelerinde de beni en çok etkileyen onların hobileri oluyor. Bunun önemini seninle de hep konuşuyoruz. Bir öğretmenin hobisi varsa, o mutludur, kendisiyle barışıktır, kendini zenginleştiriyordur. Hobisi olan birini bulduğum zaman kendimi çok şanslı hissediyorum.

Okul liderinin hobisinin olması, okul ortamını iletişim, etkileşim açısından nasıl etkiliyor?

Şöyle bir anım var: Vakıftaki ilk görüşmemi o dönemin Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Bey’le yaptım. Kendisinin hobisi motorlarmış. Biz görüşmeyi bırakıp motor üzerine uzun uzun sohbet ettiğimizde kendimi iyi çok iyi hissetmiş, daha rahat ifade edebilmiştim. Okulda ekip arkadaşlarınızla suni, önceden tasarlanmamış içten sohbetler yapabilmek için, hobiler harika birer köprü bence.

Odandaki fotoğraflar da hobinin bir parçası sanırım.

Evet, hepsi benim çektiğim fotoğraflar. Fotoğraf çekmeyi de çok seviyorum.

“Çağın gereğini yakalama iddiasındaysanız, sosyal medyayı kullanmalısınız”

 Sosyal medyayı nasıl değerlendiriyorsun? Senin okul liderliğine sosyal medyanın katkısı ne oldu?

Okul liderliğime katkısı oldu mu bilemiyorum ancak sosyal medyadan uzak kalamıyorsunuz. Ben Facebook kullanıcısı değilim ama Twitter ve Instagram’ı yoğun biçimde kullanıyorum. Yüz yüze tanışmadığım pek çok kişiyle Twitter aracılığıyla tanışıp arkadaş oldum. Sosyal medya, networkünüzü geliştirme yollarından biri artık. Çağın gereğini yakalama iddiasında olan kişilerin, sosyal medyayı kullanması gerektiğine inanıyorum. Kişisel web sayfası olabilir, blog olabilir; bunlar artık yapılması çok zor şeyler de değil. Bir okul liderinin blogunun, web sayfasının mutlaka olması gerektiğini düşünüyorum.

Sosyal medya kullanımı okula öğretmen alımında bir kriter mi sizin için?

Benim için eleyici bir koşul değil ama iş görüşmelerinde Twitter kullanıyor musunuz diye sorduğum çok oldu. Okulumuzun IT takımının yaklaşımıyla söylemek istiyorum zorla değil, ama o ihtiyacı hissederek, yavaş yavaş…  SAC öğretmenlerinin teknolojiyle sınavında asla zorlayıcılık olmadığı gibi. Bir koşul değil ama öğretmen adayımız ya da öğretmenimiz sosyal medyayı kullanıyorsa gözlerimiz biraz parlıyor. Kullanmıyor diye olumsuz bir yaklaşımımım olmadı.

Bir okul lideri olarak o hesapları yönetirken, kendi markanı yönetmek ya da model olmakla ilgili ne düşünüyorsun?

Twitter adresimi tüm öğrencilerimle, herkesle paylaşıyorum. Instagram hesabımı biraz daha özel tutuyorum çünkü orası özel hayatımı paylaştığım bir alan. Twitter’da ise daha çok eğitime dair paylaşımlarım oluyor.

Öğrencilerin, bir gerçek hayatları var birde dijital hayatları… Dijital hayatlarında okul müdürleriyle karşılaşmak onlarda nasıl bir etki yaratıyor?  

Ben snapchat de kullanıyorum ve çocuklar bundan çok etkileniyor. Bu çocuklar, 2000 doğumlu. Anne- babalarının Facebook hesapları var ve bu onlar için çok doğal. Bilinen dijital mecraları anne- babaları da kullandığı için bu etkileyici bir fark yaratmıyor. Ancak Periscope canlı yayını yapan bir müdürseniz veya snapchat kullanıyorsanız bundan etkileniyorlar. Onları etkileyebilmek için dijital gündemde ne varsa onu yakalamanız gerekiyor. Bana kalırsa dijital dünyada var olmanızın bir etkisi yok bu zaten normal bir şey. Onları etkileyen, gündemi yakalamanız. Hocam snap atayım mı diyen bir öğrenciye, at tutacağım cevabını verdiğinizde onları gülümsetiyorsunuz.

“Öğrenci öğretmenini seviyorsa ödevini yapmaya çalışıyor.”

Uzun yıllardır gençlerle, lise öğrencileriyle çalışıyorsun. Zamane gençlerini nasıl tarif edersin?

Evet, 25 yıl oldu. Çok naif olduklarını söyleyebilirim. Bir şeyin hiç değişmediğini biliyorum, sanırım 30 yıl önce de böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. Genç, hatta daha da genelleyerek söyleyebilirim, insan, karşısındaki onu gerçekten seviyor ve önemsiyorsa bunu anlıyor. Karşısındaki hiç teknoloji kullanmayan öğretmen olsa da bu fark etmiyor. Öğretmenin onun hakkında kafa yorduğunu hissediyorsa öğrenci de tepki veriyor. Bu yol çok klasik. İçten sevgi hâlâ önemli bir kriter, hâlâ önemli bir kilit. Öğrenci öğretmenini seviyorsa ödevini yapmaya çalışıyor.

Senin bir başka yönün de, 5 yıl önce tanışmamıza vesile olan Öğretmen Akademisi Vakfı. Nerdeyse vakıf kurulduğundan bu yana, yarı zamanlı eğitmen olarak, Türkiye’nin birçok farklı ilinde farklı okullarda deneyimlerini, birikimlerini aktarmak için MEB öğretmenleriyle bir arada oldun, öğretmen eğitimi yaptın. Bir STK’da gönüllü olarak yer almak hem kişisel hem mesleki yönden sana ne katkı sağladı?

Hep özel okulda çalıştığım için bu benim içimde çok büyük bir ukdeydi. Vatan borcum gibi… Öğretmen Akademisi Vakfı’nda çok iyi bir “eğitici eğitimi” aldık ve Türkiye’de birçok ile gittik. O illerde müthiş öğretmenler olduğunu gördüm. İmkânsızlıklar içinde, bulunduğu yeri bir gül bahçesine dönüştüren öğretmenler… Bedbin, bezgin, bedbaht, üzgün; öyle öğretmenler de vardı. Yine de hep şu mesajı verebilmek güzeldi: Bir yerde hep bir umut var. Hep çözümün parçası olabilen örneklerle dolaştık. Her yerde sorun var, eksiklikler var, kabul ediyorum ama şunu da gördüm: Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca’nın dediği gibi “Okul etrafı dört duvarla çevrili yer değildir. Her yerdir.” Ben oradaki o enerjiyle öğretmenlerin neler yapabileceğini gördüm. Bu beni daha çok umutlu ve mutlu kıldı. Öğretmenin ihtiyacına cevap veren bir eğitimle onlara gittiğinizde sizi nasıl kucakladıklarını gördüm. Şimdi benim Urfa’dan, Ağrı’dan, Rize’den, Van’dan, Adana’dan, Bursa’dan, Sivas’tan; Türkiye’nin dört bir yanından yazıştığım, görüştüm öğretmen arkadaşlarım var. Bu müthiş bir zenginlik.

Bu tecrübeler senin okul liderliğine nasıl yansıdı?

Beni zenginleştirdi. Çünkü ne kadar çok sayıda farklı okul, öğretmen ve olayla karşılaşırsanız sorun karşısında ürettiğiniz çözümün sayısı, rengi ve şekli de o oranda artıyor.

 “Zirveye çıkmanın yanı sıra orayı nasıl yaşayacağınız da önemli”

 Değerlerin ve bakış açına dair başka eklemek istediklerin var mı?

Bana başka bir yerde mesleğimi sorduklarında müdür yazmıyorum, tarih öğretmeni yazıyorum. Çünkü hepimizin mesleği önce öğretmenlik. Ben sadece şu an ki koşullarım gereği okul müdürü pozisyonundayım.  Öğretmenlerden talep ettiğim şeylerin, benim içselleştirdiğim şeyler olması gerektiğini düşünüyorum. Benim için en önemli şey öğretmenin mutluluğu, huzuru, keyfi. Kendini bulunduğu okula, ekibe, takıma ait hissetmesi. Kendi adıma sosyal sorumluluk çalışmalarında, sanatta, sporda her birinde yer almaya çalışıyorum ama bunu yaparken de model olmak için değil, öyle olması gerektiği için yapıyorum. Ben hayatımı böyle yaşıyorum.

Burada şöyle diyebilir miyiz? Bunun standart bir reçetesi yok.

Evet, bunu demek istiyorum. Geçen hafta Everest filmine gittim ve o filmden çok etkilendim. Çünkü filmde liderlik ve ekip çalışmasına dair müthiş mesajlar vardı. Zirveye çıkmanın yanı sıra orayı nasıl yaşayacağın da önemli, zirvenin keyfini çıkarmak önemli…  Zirve planını yaparken orada ne kadar kalacağını ya da kalamayacağını da düşünmen gerekiyor. Bazen bir şeye gerçekten hayır diyebilmek gerekiyor.

Söylediklerinden şunu anlıyorum: Hayatın da kendi içinde bir dengesi var.

Her seçiş bir vazgeçiştir. Benim başka bir konuşmamın temasıydı: herkes kendinin lideri… Öğretmen olup olmaması önemli değil. Kişi kendine liderlik edemiyorsa senin ona liderlik etmen de mümkün olmuyor. Ya da bir yere kadar olabiliyor.

“Kitaplardan, çikolatadan, müzikten ve Küçük Prens’ten vazgeçemiyorum”

 Sabah okula geldiğimde Öğrenci Kitapçığını okuma fırsatım oldu. Kitapçıkta okulunuzun üç temel değeri dikkatimi çekti: Kendine saygı, başkalarına saygı ve çevrene saygı. Burada aslında öğrencilerinize vermek istediğiniz mesajın “kendine saygı, yani kendine liderlik etmek” üzerine olduğunu düşündüm. Nasuh Mahruki’nin “Kendi Everest’inize Tırmanın” kitabında vurguladığı gibi onların kendi Everest’lerini keşfetmelerini sağlamak. Peki,  senin zirven yani Everest’in neye benziyor?

Benim Everest’im devamlı değişiyor. Bir şey yaptıktan sonra üzerine yapamadığım başka şeyleri koyuyorum ve zirvemin rengi, şekli böylece sürekli değişiyor. Benim yapacaklar listem hep var: Bir dil öğrenme, bir fotoğraf sergisi açma, piyanoda bir şarkı çalabilme, Ağrı’ya tırmanma, Kızıl Deniz’de dalma… Şu sıralar ise en çok heyecanlandığım teknoloji ve eğitimin entegrasyonu.

Kitaplar senin hayatında çok önemli bir yer tutuyor.  Son zamanlarda okuduğun, altını çizdiğin, tavsiye edebileceğin kitaplar neler?.

Evet, kitaplardan, çikolatadan, müzikten ve Küçük Prens’ten vazgeçemiyorum. Küçük Prens’i çok sık okuyorum.  Şu sıralar iki kitabı birlikte okuyorum. Liderlikle ilgili olarak senin önerdiğin “Futbolun Dahi Liderleri” ve kuzenimin önerisi olan “360 Derece Lider”. Bir önceki okuduğum kitap yine senin hediye ettiğin Malcolm Gladwell’in “Davut ve Golyat”, olağan mağluplar için devlerle savaşma sanatı kitabıydı.

Eğitim dışında farklı kitaplar okumanın sana ne katkısı oluyor?

Şöyle bir katkısı oluyor: Edebiyatı, özellikle şiiri çok seviyorum. Şiirden zevk almayan birini düşünemiyorum. Kişinin kendini iyi ifade edebilmesi gerekiyor. Kitap, edebiyat ve müzik kişinin kendini iyi ifade edebilmesini sağlıyor. Kendini ifade edebilen insan hem iletişim kurabilir hem de sorununu çözebilir. Bir liderin, edebiyatı, tarihi iyi biliyor olabilmesi önemli. Bunların beni çok zenginleştirdiğini, rahatlattığını düşünüyorum. Mesela okulumuzda müzik öğretmeni olmayan ancak bir müzik aletini profesyonel düzeyde çalabilen birçok öğretmenimiz var. Bir orkestra kurduk.  Ben de perküsyon çalışıyorum bu arada. Konser sonunda unutulsam da:)

öğrenenlerkahvesielvantongal

“Okulda öğretmenlerin sadece müzik, edebiyat, sinema

konuştukları bir ortam yaratmanın hayalini kuruyorum.”

 Bu paylaşımlar okuldaki ilişkileri nasıl etkiliyor?

Son derece olumlu etkiliyor. Bu okulda hayalini kurduğum bir şey var: Öğretmenlerin ortak bir alanda, ders konuşmadan sadece müzik, edebiyat, sinema konuştukları, sohbet edebildikleri bir ortam yaratmak.

 Okul liderinin asli görevi midir bu ortamı yaratmak? Sohbetimizde birçok yerde ilişkilerden, iletişimden, insan odaklı olmaktan dem vuruyorsun. İnsan odaklı yönetim nedir?

Şuna inanıyorum birbirimize en iyi zümreler çay, kahve alırken yapılanlardır. Hep söylediğim bir şey vardır: Öğretmen mutluysa bu duygu durgun suya atılan taş misali dalga dalga yayılır. Mutlu bir öğretmen, mutlu bir sınıf ortamı yaratır. Mutlu bir sınıf ortamı, mutlu okul ortamı yaratır. Bu durumun sonucu başarıdır.

 Kısa süre önce izlediğim “Tecrübe Önemlidir” filminden yola çıkarak sormak istiyorum, 25 yıllık tecrübenin ışığında okul lideri olmayı hedefleyenlere ya da mesleğinin henüz başında olanlara neler önerirsin?

Öncelikle şunu söylemek isterim: Pozisyon olarak ne kadar yukarı çıkarsanız o kadar çok fedakârlık yapmanız gerekir. Mesela öğretmenlerimiz 15.30’da okuldan çıkabiliyorlar ama ben hiçbir zaman okuldan o saatte çıkamam. Lidersen yukarıya doğru çıktıkça daha fazla sorumluluk almalı, daha fazla fedakârlık yapmalısın. İkincisi hiç ummadığınız kişilerden hiç ummadığınız liderlik özellikleri çıkabilir. Bunun için şans tanımak, fırsat vermek gerekir. Sadece sorumluluk değil yetki de vermelisiniz. Şuna inanıyorum, herkes liderdir. Yeter ki şans verilsin. Öğrenen olmaya devam etmek önemli bir koşul ve herkesin kendi reçetesi farklı, kendi yolu farklı; tek bir yol yok. Birlikte çalıştığım Mr. Shepard’nın tarzı ile benim tarzım farklı ama biz güzel bir uyum yakaladık ve birbirimizi zenginleştirdik.

Ve son olarak Mr. Shepard’la* nasıl bir takımsınız?

Birbirimize danışan, birbirimizden öğrenen çok iyi bir takımız. Asgari müştereklerde hem fikir olmak önem taşıyor. Birbirimize danışarak, farklı yönleri görebiliyoruz. Bir matematikçi ve bir tarihçi olarak, sağ beyin- sol beyin uyumu içerisinde çalışıyoruz. Bu zor ama geliştiren ve keyifli bir uyum. Her zaman aynı fikirde olmuyoruz ama mutlaka uzlaşıyoruz. Çünkü her şeyin ötesinde öğrencilerimizin kendine saygı, başkalarına saygı ve çevrelerine saygıyı içselleştirmeleri konusunda hemfikiriz:

öğrenenlerkahvesi

Teşekkürler Elvan Tongal.

06.10.2015

*SAC Genel Müdürü Mr Shepard’la da Öğrenenler Kahvesinde buluştum. Okula, hayata, öğrenmeye ve öğrencilere dair sohbet ettik. Gelecek aylarda burada okuyabilirsiniz.

Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon

Bernard Show der ki ‘’Yaşlandığımız için oyun oynamayı bırakmayız, oyun oynamayı bıraktığımız için yaşlanırız’’. Bu söze katılmamak mümkün değil. Patrick Bateson ve Paul Martin’de  yazdıkları Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon kitabıyla bu konuya odaklanmışlar. Yaratıcılık ve inovasyonun geçer akçe olduğu bu zamanda yazarlar, pozitif duygu durumuyla oynanan oyunu, ‘’Oyunbaz Oyun’’ olarak tanımlayarak oyun ve yaratıcılık literatürüne yeni bir kavram kazandırıyorlar. Ayrıntı yayınlarından çıkan kitabı ingilizceden Songül Kırgezen çevirmiş. Patrick Bateson ve Paul Martin, 80’lerin başında Cambridge Üniversitesi Hayvan Davranışı Bilim Dalı’nda davranışların gelişimsel kökeni üzerine birlikte çalışırken tohumlarını  attıkları “Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon”u, oyun davranışı ve oyunun insanlarda ve hayvanlarda (başta memeliler; karga, papağan, yunus, balina ve maymun oyuna benzer davranışlara rastlanan hayvanların başında geliyormuş) gelişim döneminden başlayarak ömür boyu kalıcı etkisinin –olumlu anlamda– olduğunu ileri sürüyor.

Oyunun kısa tarihiyle başlayan kitapta, oyunbaz oyun ve düşüncenin evrimde ve gelişimde oynadığı role ek olarak oyunun mizah, düş görme, rüyalar ve değişen bilinç durumlarıyla benzerlikleri de tartışılıyor.

Yaratıcılıkla ilgili aşağıdaki bölüm ise dikkate değer.

“Yaratıcılık, varolan davranış kalıplarını kırmaktır. Yaratıcı insanlar normalde birbirinden bütünüyle farklı görünen düşünceler, şeyler veya ifade biçimleri arasında yeni ilişkiler sezerler…oyun da varolan davranış kalıplarını kırmak ve eylemleri ya da düşünceleri yeni biçimlerde birleştirmekle ilgilidir. Bu nedenle oyun yaratıcılığı teşvik etmek ve dolayısıyla inovasyonu kolaylaştırmak için etkin bir mekanizmadır. Bambaşka düşünceleri yeni birleşimlerde oyunbazca yeniden düzenlemek, yeni bakış açıları kazanmanın ve önceden bilinmeyen olanaklara kucak açmanın güçlü bir aracıdır. Karşılığında bir şey kazandırıp kazandırmadığına önem vermeksizin, yeni şeyler yapmayı veya yeni düşüncelere sahip olmayı gerektirir’’.

Oyun deyip geçmeyin diyor yazarlar, araştırmalara dayanarak oyunun eğlendirmeden öte diğer işlevlerini vurguluyorlar.  Oyunbaz oyun üzerine yoğunlaşan kitap, oyunbaz oyun ve düşüncenin, evrimde, gelişimde oynadığı rolü irdeliyor ve oyunun mizah, düş görme, rüyalar ve değişen bilinç durumlarıyla benzerlikleri üzerinde duruyor. Kitabın temel tezini ise şöyle özetliyorlar: “Yeni davranış ve düşünce biçimleri çoğunlukla oyundan, özellikle de oyunbaz oyundan türer. Bu tür bir etkinlik hem insanlarda hem de diğer türlerde yaratıcılığın ve daha dolaylı olmak üzere inovasyonun güdüleyicisidir.”

Oyun, Oyunbazlık, Yaratıcılık ve İnovasyon kitabı  akademik bir çalışma olsa da, bu konulara ilgi duyan herkesin okuyabileceği bir kitap. Kitabın bölümler halinde olması ve her bölümün sonunda bir sonuç başlığının bulunması her birinin ayrı ayrı okunabilmesine de olanak sağlıyor. Okumam hayli zaman alsa da tamamladığımda iyi ki okumuşum dediğim bir kitap oldu.

Unutmayın, ne kadar özgürsek, ne kadar oyunbazsak o kadar üretken, o kadar yaratıcı, o kadar yenilikçi oluruz.

oyunoyunbaz

Bu kitap yalnızca biyologlara, psikologlara, eğitimcilere değil, yaratıcılık ve inovasyonla ilgilenen herkes için…

Bu yazım 22.10.2015’de Eğitimpedia‘ da yayınlanmıştır.

Çatışma Ortamında Barış Dili

Yaşanılan çatışma her ne olursa olsun, buluşacağımız yer Barış Dili’nden geçiyor.

Uluslararası çok satan ve benim de haftanın kitabı olarak paylaştığım Şiddetsiz İletişim kitabının yazarı Dr. Marshall B.Rosenberg’in Çatışma Ortamında Barış Dili kitabını da  aynı keyifle okudum. Vivet Alevi ve Can Baldan tarafından Türkçe’ye çevrilen kitap Maya Kitap tarafından yayımlanmış.

Arun Gandhi’nin söylemiyle  ‘’Öfke ve şiddetin insani değerlere hakim olduğu günümüzde, zamanında çıkan muhteşem bir kitap’’.  Marshall Rosenberg, bu kitabında da, iletişimimiz aracılığıyla barış yaratma yolunu bize gösteriyor.

Kitap hikayeler ve alıştırmalarla – içsel, dışsal ve kurumsal olarak- barış yaratmak için basit yöntemler içeriyor ve üç bölümden oluşuyor. Yazar ilk bölümde; İki temel soruya yoğunlaşarak şiddetsiz iletişim sürecini işletmek için gereken teknik yöntemlere odaklanmış. İkinci bölümde; Niyetimiz hayatı zenginleştirmek olduğu zaman içimizde, başkalarını ve dünyayı algılayışımızda gerçekleşen değişimleri anlatıyor. Üçüncü bölümse ise; Şiddetsiz iletişimi toplumsal değişime uygulama konusunda daha ileri seviyede geribildirim vererek, barış dili konuşmamız üzerine düşünceler paylaşılmış.

Yazar, barış dilini şöyle açıklıyor: ‘’Barış dili konuşmak, şiddetsiz iletişim prensiplerini uygulamanın pratik sonucu olarak şiddet kurmaktır. Bu, çok önemli iki soru etrafında haber alışverişinde bulunmaktır: ‘’İçimizde canlı olan nedir? Ve hayatı daha güzel kılmak için ne yapabiliriz?

 Ve kitaptan dikkat çeken bir bölüm.

‘’Barış dilini konuşmak diğerleri ile içimizdeki doğal şefkatin yeşermesine izin verecek biçimde bağlantı kurmanın yoludur. Gerçek şu ki: Şiddetsiz iletişimi kullanarak barış dilini kullanmak anlaşmazlıkları azaltmayı hatta anlaşmazlıkların çatışmaya dönüşmeden önünü alma olanağı sunuyor.

 Çoğumuz için barış süreci, kendi düşünce kalıplarımız üzerine çalışarak, kendimizi ve ötekileri görme tarzımızı, ihtiyaçlarımızı karşılama biçimimizi gözden geçirerek başlar. Bu temel çalışma, birçok açıdan çalışma, birçok açıdan barış dilinin en zorlayıcı tarafıdır. Büyük ölçüde dürüstlük ve açıklık gerektirir. Böylece korkular, yargılar, mecburiyetler, ödül, ceza ve utanç temelinde derinlere kök salmış öğretiler aşılarak, ezberler bozularak yeni bir kendini ifade etme becerisi kazanmak mümkün olur. Kolay olmayabilir ama sonuçları bütün zahmetlere değer’’.

 Çatışma dünyasında barış dilini konuştukça, yalnızca bir sonuç olmaktan çıkıp yaşadığımız dünyayı dönüştürme nedeni haline geliriz. Mevlana’nın yüzyıllar önce dile getirdiği gibi,   ‘Doğrunun ve yanlışın ötesinde bir yer var; seninle orada buluşacağız’. Yaşanılan çatışma her ne olursa olsun, buluşacağımız yer Barış Dili’nden geçiyor.

Çatışma ortamında barış diline evet diyenler bu kitap sizin için…

catisma-ortaminda-baris-dili

 

Bu yazım 25.09.2015’de Eğitimpedia‘ da yayınlanmıştır.

Öğretmen Eğitimleriyle Geçen 16 Yıl ve 16 Anlam

0

16. Değişime Nereden Başlamalı?

Bugüne dek gerçekleştirdiğim öğretmen eğitimlerinde istinasız en çok dile getirilen sözcük ‘’değişim’’ oldu. Öğretmenlerle aramızda; ülkenin eğitim sisteminden müfredatına, okul binalarından yöneticilerine ve hatta velilere uzanan bir yelpazede değişime dair pek çok şey paylaştık, konuştuk. Ancak bunlar değişirse eğitimde fark yaratan bir ülke olacağımız, öğrencilerimizin potansiyellerini gerçekleştirip zamana uygun becerilerle donatılacağı vurgulandı.

Değişim fark etmekle başlar. Neyi? Öncelikle kendimizi. Ahmet Hamdi Tanpınar “Hiç kimse değişime karşı değildir, yeter ki ucu kendisine dokunmasın.” der. Oysa sistemin ötesinde, öncelikle kendi etki alanımıza odaklanmak ve bakış açımızdaki değişimi sağlamak; zamanı, enerjiyi, emeği doğru kullanmamıza yol açacak anahtarların başında geliyor. Artık kronikleşmiş üç hastalığın; sorun odaklılık, kötümserlik ve “Önce onlar değişsin” anlayışının şifa bulması gerekiyor. Öğretmenlerin asıl gereksinimlerinin mesleki gelişimden önce kişisel gelişime yönelik eğitimler olduğunu gözlemledim, buna inanıyorum. Biliyorum ki, bakış açısı değişmeden bir adım ilerlenemiyor. Sevgili öğretmenler, vakit sizin için değişimi yakalama ve kişisel dönüşüm vakti!.. Önce kendinizden başlayın.

15. Duygusal Beyin Unutmaz

Öğrenme duygusal bir süreçtir. Aktif hafıza ve şimdiki zaman farkındalığını sağlayan duygusal beynin tetiklenmesi ile gerçekleşir. Eğitimin içeriği ne kadar güçlü olursa olsun öğretmenler her şeyin sonunda hissettiklerini hatırlar. İşte bu yüzden her eğitimin bitiminde onların oradan olumlu bir duyguyla ayrılmaları için elimden geleni yaptım. Bu bazen bir hikâye anlatarak, bazen birlikte bir filmi izleyerek, bazen de onlara sadece “Ne hissediyorsunuz?” sorusunu yönelterek oldu.

Aktivist şair Maya Angelou’nun dizelerindeki gibi:

Anladım ki insanlar, onlara söylediklerinizi unutur, yaptıklarınızı unutur ama onları nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar.

Yıllar geçse de öğretmenlerin aldıkları eğitimden geriye, öğrendiklerinden öte hissettiklerinin kaldığını öğrendim.

14. Kafa Karışıklığı İyidir

Fark etmek, fark edilen “şey” ile ilgili sorumluluk almaktır. Sorumluluk almak, fark ettiğimiz şeyi düzeltebilme ve dönüştürme gücünü aynı anda içimizde bulmamız anlamına gelir. Dönüşüm, dağın tepesinden kopan küçük bir kartopu parçasının hızla ve büyüyerek yol alması gibidir. Öğretmenlerin eğitimden farkındalıkla çıkmalarını sağlamak çok önemlidir. Bir şey değişir, her şey değişir. Eğitimlerimde öğretmenlerin ezberlerini bozmaktan, kafa karışıklığı ve hatta baş ağrısı yaşamalarından gizli bir mutluluk duyduğumu itiraf etmeliyim. En etkili eğitimlerin, öğretmenlerin akıllarında sorularla çıktıkları eğitimler olduğunu öğrendim. 

13. Tükenmişiz Yâr Yâr Aman

Özellikle son 7-8 yıla dayanan önemli bir gözlemim var: Çoğu öğretmen tükenmişlik sendromu yaşıyor. Öğretmenlerin pek çoğu geçmeyen, tükenmeyen yorgunluklar, hayattan zevk alamama, çabuk sinirlenme, her şeyden rahatsızlık duyma, uyku bozuklukları, odaklanamama, aşırı gerginlik ve buna bağlı sırt ağrıları, baş ağrıları, migrenler, görme bozuklukları, sindirim bozuklukları gibi şikâyetler eşliğinde mesleklerini icra ediyor. Bana kalırsa eğitim sektörü açısından bakıldığında bu durum, bir an önce çözüm bulunması gereken sorunlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Öğretmenlerin tükenmişlik sendromu yaşamalarına yol açan nedenler; sık aralıklarla değişen eğitim sistemi, uygulamalar, atamalar, değişen zaman, teknoloji, zamane çocukları ve aileler şeklinde sıralanabilir. Kişisel gözlemim ve görüşüm öğretmenlerin “iş yorgunluğu” olarak tanımladıkları bu durumun aslında onların iç yorgunluğu” olduğu yönünde. Onlardaki bu iç yorgunluğunu yaratan ise sorun odaklı ve olumsuz bakış açıları nedeniyle etki alanlarına bir türlü odaklanamamaları. Oysa öğretmenlerin öğrencilerine nefes verebilmeleri için önce nefes almaları gerekiyor. Kendilerine nefes alacak zamanlar yaratmalarının ne kadar önemli olduğunu görmeleri gerekiyor.

12. Sohbet En Değerli Şeylerden Biridir

Öğretmen eğitimlerinin hem teknik hem de sanatsal bir yönü vardır. Eğitimin sanatsal yanı gerçek anlamda ustalık yani bilgelik gerektirir. Eğitim sanatını icra ederken, sırt çantanızda çok fazla yöntem ve teknik bulunmalıdır. Eğitimlerde öğretmenlerin kendilerini ifade etmelerine ve meslektaşlarıyla etkileşimde bulunmalarına fırsat vermek gerekir. Bu durumu yaratmanın en güçlü yöntemlerinden biri ise onlarla sohbet etmektir. Evet… Sohbet etmek; basit, sade ancak bir o kadar da güçlü ve etkili bir yöntemdir. Eğitimlerimde yargısız, yorumsuz, amaçsız olarak öğretmenlerle sohbet etmemin onlarda anlaşılmış olma duygusu yarattığını öğrendim.

11. Oyun Deyip Geçmeyin

Oyun deyip geçmeyin. Öğretmen eğitimlerinde sıkça yer verdiğimiz yöntemlerden biri olan oyun, olumlu duygu yaratma ve öğretmenlerin içsel güdülenmesini sağlama adına sihirli bir tasarımcıdır adeta. Oyun süresince öğretmenler akış adı verilen, kişinin dikkatini tümüyle yaptığı şeye odakladığı ve zamanın nasıl geçtiğinin farkında olmadığı psikolojik bir durumu deneyimler. Bu nedenle, eğlenmenin ve gülmenin insanın temel ihtiyaçlarından biri olduğunu unutmadan, eğitim sürecinde mutlaka oyunlara yer verilmelidir. Oyunlar, kimi zaman tanışma, kimi zaman buz kırıcı, kimi zaman sadece eğlenme amacı taşır. Eğitim uzmanlarının, farklı gruplara ve içeriklere yönelik oyun havuzunun olması gerekir. Oyunlar, olumlu etkilerinin yanı sıra riskler de taşır. Eğitimlerde, rekabetten çok iş birliğini ortaya koyan oyunlar seçmek daha doğrudur.  Amaç, oyunbaz bir öğrenme ortamı yaratmak olmalıdır. Türkiye’nin hemen her yerinde öğretmenlerin “Öğrencilerimiz ya da velilerimiz bizi oyun oynarken görürse?..” düşüncesiyle tedirginlik yaşadıklarını ve bu eğlenceli deneyimden yeterince yararlanamadıklarını ifade etmeliyim. Oysa okullarımızda çok yönlülük, esneklik ve yaratıcılığın ortaya çıkması için oyunbaz öğretmenlere ve öğrenme ortamlarına gereksinim var.

10. Sen Kendini Bilmezsen Nice Okumaktır 

19.yüzyılda Birleşik Krallık’ı yöneten Benjamin Disraeli der ki “Bir başkasına verebileceğimiz en güzel armağan, yalnızca kendi zenginliklerimizi onunla paylaşmak değil onun da kendi zenginliklerini görmesini sağlamaktır.” İnanıyorum ki, öğretmenlere verebileceğimiz en büyük armağan, onların kendilerini tanıma ve değerlerini keşfetme süreçlerine katkı sağlamak olacaktır. Öğretmenlerin mesleki gelişimlerini destekleyici eğitimler ne kadar çok ve ne kadar iyi tasarlanırsa tasarlansın, ülkemizin dört bir köşesindeki milyonlarca öğretmenin kişisel gelişimlerinin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kendilerini tanımaya çok ihtiyaçları var. 

9. Ya Olduğun Gibi Görün. Ya Göründüğün Gibi Ol.

Bilgi, sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Eğitimlerde, anlatılan içeriğin ne olduğundan öte nasıl anlattığımız ve nasıl bir yaklaşım sergilediğimiz ne kadar önemliymiş. Amacımız doğrudan bu olmasa da gerçek olan o ki, model oluyoruz. İyi bir model olmak içinse; sakinlik, adaletli olmak, sorumluluk, zamanı iyi yönetmek, kararlılık, net ve açık olmak ve en önemlisi de söylediklerimizle davranışlarımızın birbiriyle tutarlı olması gerekiyor.

8.Fark Yaratanlar: Hobi, Sosyal Sorumluluk ve Hayat Boyu Öğrenme

Bu topraklardaki öğretmenlerimiz birbirinden muhteşem potansiyellere sahipler ancak pek çoğu bunun farkında değil. Farkında olanlarınsa bu potansiyeli hayata geçirmeye cesareti yok. Çünkü ortaya konması gereken o cesaret, konfor alanından çıkmayı, vazgeçebilmeyi gerektiriyor. Bunu başarabilen öğretmenler elbette yaptıklarıyla fark yaratıyorlar. Hepsinin ortak özelliği ise; tutkuyla bağlandıkları hobileri, gönüllü olarak yer aldıkları sosyal sorumluluk projeleri ve hayat boyu öğrenen olmaları. 15 yıllık mesleki deneyim sürecimde öyle öğretmenlerle tanıştım ki, 35-40 yıla yaklaşan meslek hayatlarında ilk günkü gibi varlığını koruyan öğrenme heyecanları ve meraklarıyla eğitimlerime büyük renk kattılar. Hayat boyu öğrenen olmanın branştan, mesleki kıdemden, çalışılan okuldan ya da şehirden tümüyle bağımsız olduğunu biliyorum artık. Hayat boyu öğrenen olmak için içinizde o RUH’u taşımanız gerekiyor.

7.Koçluk Fark Yaratır

İnsan, aklındakini görür, işitir ve doğru sanır. Çözümler içinse aklın dışına çıkmayı başarmak gerekir. Bu çok zor bir iştir. Eğitimlerde, eğitimcinin koçluk şapkasıyla süreci kolaylaştırmasının büyük katkı sağladığını deneyimledim. Nötr bakış açısı, olumlu dil, çözüm odaklı yaklaşım ve açık uçlu sorularla öğretmenlerin konuya odaklanmasını ve üzerinde düşünmesini sağlamanın, onların önünde yeni kapılar araladığını gördüm. İşte bu yüzden özellikle öğretmen eğitimi uzmanlarının kendilerini koçluk becerileriyle geliştirmelerinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

6. Plan Hiçbir Şeydir, Planlamak Her Şey

Planlamak, öğretmen eğitimlerine hazırlığımın her zaman en önemli sürecini oluşturdu. Planlamanız ne kadar iyi ise eğitim de o denli etkili ve verimli olacak demektir. Ancak deneyimlerime dayanarak belirtmeliyim ki, planlama süreci ne kadar büyük bir özen gerektirse de planınızın esneklik taşıması gerekiyor. Eğitimlerimde öyle beklenmedik durumlarla karşı karşıya kaldım ki, o anda tek yaptığım şu oldu: Ne önceye, ne de sonraya bak! Sadece yapabileceğinin en iyisini yapmak için yaptığın işe odaklan! O anda yaptığın şeyin seni ileri taşıyacağını unutma. Planlamaya her zaman güvendim  ancak ünlü boksör Mike Tyson’un sözünü unutmadan : “Ağzının ortasına yumruğu yiyene kadar herkesin bir planı vardır. 

5. Hikâye Oksijendir

Oksijensiz bir hayat olamayacağı gibi, hikâyesiz de “anlamlı” bir eğitim düşünülemez.  Hikâye anlatmak; ikna etmenin, akılda kalmanın ve anlam yaratmanın en etkili yoludur. Eğitimlerimde anlattığım, paylaştığım hikâyelerle yüzlerce öğretmenin içindeki sıcak duygulara dokunabilmiş olduğumu umuyorum.

4.Dinlemek Bir Sanattır

Usulün esastan önce geldiği tek yer, iletişim. İletişimin ilk ve en önemli basamağında ise karşımızdakini dinlemek yer alıyor. Dinlemek, ama gerçekten dinlemek… Karşımızdaki öğretmene; dikkatimizi, gözlerimizi, kulağımızı ve yüreğimizi vererek onu bütünüyle dinlemek. O anda başka bir şey düşünmeksizin, tam olarak orada olmak ve öyle dinlemek.  Etkili dinleme; satır araları, ses tonu ile vurgu yapılan kelimeler, kişinin beden dili ile ifade ettikleri ve bütünsel bakış açısı ile dinlemek şeklinde tanımlanabilir. Öğretmenleri, tüm eğitim sürecinde onları anlamak için dikkatlice dinlemek büyük önem taşıyor. Onların en çok gereksinim duydukları şeyin dinlemek olduğunu, anlatımın ötesinde dinlemeye zaman ayırmanın eğitimi nasıl farklılaştırdığını yıllar içinde öğrendim.

3.İlk Adım: Güven Ortamı Yaratmak

Eğitimde ilk önceliğin güven ortamı sağlamak olduğunu belirtmeliyim. Çünkü insanların kendini rahat biçimde ifade edebilmesi ve sürece dahil olması için, kendini güvende hissetmesi gerekiyor. İnsanlar fark edildikleri, karşı tarafın kendisine kulak verdiği ve kabul gördüğü yerde kendini ortaya koyuyor. Güven ortamı yaratmanın ilk adımında ise çoğu zaman içten bir gülümsemeyle “Hoş geldiniz”, “Merhaba” demek yeterli oluyor.

2. Hâlden Anlayan, Hâlinden Anlayanı Bulur

Empati, duygulara değer vermektir ve bağ kurmayı kolaylaştırır. Empati, eskilerin tabiriyle “halden anlamak”tır. Geride kalan 15 yılda gördüm ki; eğitimlere katılan öğretmenlerin pek çoğu eğitimden habersiz, çeşitli yargı/önyargılarla ve sorunlarla eğitim ortamına geliyor. Bu noktada öncelikle yapılması gerekenin, onların derin nefes almalarına fırsat verip “Sizi görüyorum ve anlıyorum” duygusunu hissetmelerine olanak sağlamak olduğunu fark ettim. Anlamak ise aklın değil duyguların işi… Eğitimlerimde bu anlayış hep aklımın ve kalbimin bir köşesinde yer aldı. Her öğretmenin aslında; hâlini bilen, okuyabilen, anlayabilen insanlara ihtiyaç duyduğunu hep hatırladım.

1. Pedagoji ve Androgoji Arasında Büyük Bir Fark Yok

Pedagoji ve androgoji alanında çalışan kuramcılar, iki alan arasındaki farkları; kendini algılama, deneyimler, öğrenmeye hazır olma, zamana bakış ve öğrenmeye yönelim olmak üzere 4 ana başlıkta sıralıyor. Ancak yıllar içerisindeki gözlemim ise son derece dikkat çekici. Öğretmenlerin, tıpkı çocuklar gibi kişisel kaygılarının olduğu, güvenli bir ortama gereksinim duydukları, eğitime etkin olarak katılmak, özgün birer birey olarak görülmek istediklerini yakından izledim. Eğitimde bireysel gereksinimleri göz önüne alınmasını ve mutlaka peki bu bizim ne işimize yarayacak sorusunun yanıtını almayı bekliyorlar. Eğitimlerimde, çoğu zaman öğretmenlerin, tıpkı öğrencilerimize benzedik diyerek bunu dile getirdiklerine şahit oldum.

 

 

 

 

 

Futbolun Dahi Liderleri

0

İyi bir lider olmak için ne gerekir? İster iş hayatında ister futbolda başarılı olmak istiyorsanız liderlik önemli bir özelliktir. Bu hafta tanıtacağım kitap, ‘’liderliğe’’ başka bir yerden başka bir bakış açısıyla bakıyor.

MCT’nin şubat 2015’de düzenlediği ‘’İnsan Kaynakları Zirvesi’’ sinde dinleme fırsatı bulduğum The Manager-Futbol’un Dahi Liderleri kitabının yazarı Mike Carson,  ‘’Sürdürülebilir liderlikte; takımlar durmaksızın değişse bile lider güçlü bir şekilde sahnede kalmaya devam eder’’ diyerek konuşmasına başlamış ‘’Uzun dönemli başarı için beş kilit nokta şunlardır: Önemli kararlar almak, derin bilgiler yaratıp paylaşmak, bağlılık yaratmak, değişim ile dönüşüme hazırlıklı olmak, yeteneklere yatırım yapmak’’ diyerek konuşmasını tamamlamıştı. Etkileyici konuşmasından sonra, The Manager- Futbolun Dahi Liderleri adıyla Türk Hava Yolları Yayınları tarafından Recep Özerin çevirisiyle yayınlanan kitabını merakla ve heyecanla okumuştum. Futbol ve Liderlik. Bu iki birbirinden farklı kavram nasıl bir araya gelmiş. İşte yanıtlar Mike Carson’un titizlikle hazırlanmış ve okunması bir o kadar keyifli kitabında.

Mike Carson, işletme ve insan dönüşümü alanlarında uzman danışmanlık şirketi olan Aberkyn’in ortağı bir liderlik uzmanı. Carson kitabında, İngiltere Premier Ligi’nin bütün önemli menajerlerinin neyi nasıl yapmaya çalıştıklarını araştırmış. Futbolun bazı ünlü liderlerinin çalışmaları, düşünceleri, duyguları ve uygulamalarına kısaca hikâyelerine bir bakış sunuyor.  Alex Ferguson, Arsène Wenger ve José Mourinho  ve diğer menajerlerin hikayeleri birbirinden farklı. Kültür, kişisel görüş ve mesleki bakış açılarındaki farklılıklarına rağmen Mike Carson tanıştığı tüm menajerlerin tek bir şeyde hem fikir olduğunu belirtmiş. ‘’Liderlik tamamen insanlarla alakalıdır. Hedefleri ya da büyük vizyonu ne olursa olsun; hiçbir lider, çalışanlarına ilham verme becerisi olmadan gerçek anlamda kayda değer bir şey başaramaz’’.  

Futbol’un Dahi Liderleri‘ nde Mike Carson, futboldaki en başarılı ve tanınmış bazı menajerleri çok iyi anlatmış. Kitapta, her birinin liderliğin onlar için ne anlam ifade ettiğine ve takımlarından en iyi verimi nasıl alabileceklerine dair kişisel görüşleri var.

Kitabı okuduğumda, futbolun dahi liderlerinin hepsinde ortak olan şu iki özellik ise benim dikkatimi çekti. Futbola duydukları tutku ve sürekli gelişme dürtüsü.

Aşağıdaki bölüm ise kitaptan bir bölüm. Farklı sektörlerde çalışan tüm liderler için ders niteliğinde.

Hakiki Lider

Hayatı ve kariyerleriyle ilgili ilham veren bir hikaye anlatmak isteyen bütün liderler için bu temel ilkeler söz konusudur.

  1. İlham kaynağını belirleyin ve ona güvenin:

Birçokları için bu kaynak bir kişidir; genelde tanıdığınız ya da samimi olduğunuz ve peşinden gittiğiniz yolu açan biri. Kim olduğunu ve neden size ilham verdiğini bilmek, hikayenizin başlangıç noktasıdır ve baskı altındaki bir menajer için dayanak noktası görevidir.

  1. Tecrübeyi bilgeliğe dönüştürün.

Bütün liderlerin kariyerleri hem karar verme hem de başarısızlık içerir. Başarılı liderler hiçbir pişmanlık duymadan kararlarını analiz eder ve başarısızlığı gelişmelerine katkı sağlayacak öğe olarak görür. Hikâyeleri ilerledikçe anlam kazandırmak farkındalık ve kendine inanma duygusu yaratır. Bu iki özellik onları güçlendirir, daha akıllı yapar ve daha akıllı bir lider haline getirir.

  1. Amacınızı aklınızdan çıkarmayın:

Kazanan liderler amaçlarını bilir. Tarzlarını adapte edebilir ya da yaklaşımlarını değiştirebilir ama başarmak istedikleri, inandıkları ve arkasında durdukları şeyi bilir ve buna bağlı kalırlar.

  1. Felsefenize sadık kalın:

Hakiki bir liderin bağlı olduğu bir felsefesi vardır.  Kim olduğunu bilir ve başkasıymış gibi davranmaz

  1. İyi bir öğrenci olun:

Büyük liderlerin öğrenim odaklı bir düşünce yapısı vardır. Zor zamanlarda bile sahip oldukları öğrenme arzusu, onları meslektaşlarından ayırır. Kibir yerine itibar, yıpranmışlık yerine gelişme getirir. Öğrenme, liderin hikâyesini sürükleyen yakıttır.

Futbolun liderlerinden ilham almak isteyenler bu kitap sizin için.

futbolundahiliderleri

Bu yazım 17.09.2015’de Eğitimpedia‘ da yayınlanmıştır.