Ana Sayfa Blog Sayfa 6

Einstein- Yaşamı ve Evremi

 

Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür, hayal gücü her yere!

Einstein

Biyografi okumaktan ayrı bir keyif almışımdır her zaman. Einstein-Yaşamı ve Evreni biyografi kitabını ise herkese tavsiye ediyorum. Tüm dünyada çok satan kitaplar, Benjamin Franklin ve Steve Jobs biyografilerinin yazarı Walter  Isaacson’ın yazdığı Einstein – Yaşamı ve Evreni kitabı, Albert Einstein’ in tüm eserleri ortaya çıktıktan sonra yazılan ilk kapsamlı biyografi olma özelliği taşıyor. Tudem Yayınevinden 2011 yılında Türkçe çevrilen kitapta;

Einstein’ın zihni nasıl işliyordu?

Onu dâhi kılan olgular nelerdi?

Dâhiliğinin özel yaşamına etkileri var mıydı?

Tanrı kavramına yaklaşımı nasıldı?

Einstein’ın bilimsel düş gücünde karakterinin isyankâr doğasının da bir payı var mıydı?

Ve daha çok sorunun yanıtını,  bulabileceksiniz.

Einstein’ın bilimsel düş gücüne, yaratıcılık ve özgürlüğe dair düşüncelerine yer verilen kitaptan altını çizdiğim bir bölüm;

Einstein kendi zihinsel başarılarını, genellikle meraklı olmasına bağlamıştı. Hayatının sonlarına doğru şöyle demişti: ‘’Hiçbir özel yeteneğim yok, sadece tutkulu bir biçimde meraklıyım’’.

 Bu özelliğini, dehasının unsurlarını gözden geçirirken belki de ilk sıraya koymak gerekir. Çocukken, hasta yatağında, pusulanın iğnesinin neden kuzeyi gösterdiğini bulmaya çalışması bu yüzden önemlidir. Bir çocuğumuz pusulanın iğnesinin dönüşünü gördüğümüz zamanları hatırlayabiliriz, ama çok azımız bir manyetik alanın nasıl işlediğini, hangi hızla yayıldığını ve muhtemelen maddeyle nasıl etkileştiğini tutkuyla araştırır.

 Einstein’ın görüş açısını tanımlayan basit formüller vardı. Yaratıcılık, uyumsuz olmayı gerektiriyordu. Bu da, özgür zihinlerin ve özgür ruhların beslenmesi demekti ve ‘’hoşgörü ruhunu’’ gerektiriyordu. Hoşgörünün temelindeyse alçakgönüllülük – hiç kimsenin başkalarına fikir ve inanç empoze  etmeye hakkının bulunmadığı inancı-vardı.

 Dünya birçok cüretkat deha görmüştü. Einstein’ın özel kılan, zihninin ve ruhunun bu alçak gönüllükle yumuşamış olmasıydı. Yalnız başına yürüdüğü yolda kendine güveni tamdı, ama aynı zamanda da doğanın güzelliği karşısında huşu duyuyordu. ‘’Evrenin yasalarında bir ruh tezahür ediyor. İnsanlardan daha üstün olan bir ruh. Mütevazı yeteneklere sahip olan bizler, bunun karşısında tevazu hissetmeliyiz’’, demişti.

Einstein’ın hem kişisel hem de mesleki hayatına ışık tutan, Einstein-Yaşamı ve Evreni  her evde  her okulda bulunması gereken ilham verici bir kitap.

Ve güzel bir haber, bilim tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Walter Isaacson’ın kaleme aldığı Einstein: Yaşamı ve Evreni isimli kitaptan uyarlanacak olan Albert Einstein’ın hayatı film haline getiriliyor. ‘Deha (Genius)’ adını taşıyacak ve 10 bölümlük bir seri olacak.

Prag’da çekimlerine başlanan dizi film 2017 yılında National Geographic’te yayınlacak. Einstein’ın hayatının gizli kalmış yanlarının ve bilim dünyasındaki başarılarının anlatılacağı Walter Isaacson’ın kaleme aldığı Einstein: Yaşamı ve Evreni’nden  uyarlandı.

Einstein’ın müthiş zihninde bir yolculuk yapmak ve iyi bir hikaye okumak isteyenler bu kitap sizin için…

einstein

Bu yazım 15.12. 2016 tarihinde Eğitimpediada yayınlanmıştır.

 

 

 

 

 

Konfüçyüs ve Liderlik

‘’Başarılı olmak istiyorsanız insanlarla istişare edin.’’

                                                            Çin atasözü

Liderlik eğitiminin ünlü ustası, John Adair’in Konfüçyüs felsefesinin daha iyi bir liderlik yolunda bize nasıl ışık tutabileceğini anlattığı, Konfüçyüs ve Liderlik başucu kitabı niteliğinde. 

Aradan yüzyıllar geçse de liderliğe olan bakış açısı ve liderlerde bulunması gereken bazı özellikler değişmiyor. M.Ö 551-M.Ö 479 yılları arasında yaşayan ünlü filozof Konfüçyüs’ün öğretilerinin, liderlere nasıl yol gösterdiğini anlatan Konfüçyüs ve Liderlik kitabı da bunu doğruluyor. Konfüçyüs liderlik öğretilerinin 2.500 yıl süre gelmesinin ve halen de güncelliğini korumasının ana sebebi, onun ilkelerinin altında yatan insan doğasının özüne hakim olma yeteneği denebilir. Konfüçyüs’ün yüzyıllar öncesinden insanın özüne dair, ‘’Eğer siz doğru bir örnek teşkil ederseniz, kim hata yapmaya devam edebilir? Onları haysiyetli, ağırbaşlı bir şekilde yönet ki böylece sana hürmetkar olacaklardır; onlara nezaket ile muamele et ki böylece ellerinden gelenin en iyisini yapacaklardır; iyiyi öv ve geride kalanları eğit ki böylece onlara heyecan aşılamış olursun.’’cümlelerinde vurgulananların tüm zamanlarda ne kadar da geçerli olduğunu fark ettiriyor.

Liderlik eğitmeni John Adar, bireyleri geliştirmek, adil yönetim, analiz, motivasyon, doğru takım kurma, iletişim, taktir ve teşvik etme gibi, lider için hayati öneme sahip konuları, Konfüçyüs öğretileriyle değerlendiriliyor. İşte o değerlendirmelerden bir bölüm;

  • Bir lider olarak görev, takım ve bireylerden sorumlusun. Ortak görev bağlamında, grup ile sanki bir kişiymiş gibi bütüncül bir ilişkin olmalı. Bu arada takımındaki bireylerle de eşit ya da birbirinden farklı ilişkilerini de devam ettirmelisin. Şunu unutma ki bir favorin olmamalı; sahip olduğun tüm örnekler bir kuğudur.
  • İş yapısı altında bireylere yardım etmenin birçok yolları vardır. Onlara yardım etmek örneğin iş yapmalarını engelleyen kişisel bir problemlerini çözmek anlamına gelebilir. Burada Konfüçyüs iki ana temel üzerine durur: Çok kişiyi dinlemek ve hak eden az kişiyi yükseltmek.
  • Bireyleri dinlemek bir görev ihtiyaçlarından biridir. Bu bir lider olarak sizin alacağınız kararların kalitesini önemli ölçüde geliştirir. Bu aynı zamanda bireylerin dinlenme, katkıda bulunma ve tanınma gibi ihtiyaçlarını da giderir.
  • Bir karardan önce fikirlerine danışılan gruplar ya da bireyler bu kararı uygulamakta daha itaatkâr ve hevesli olurlar. Dolayısıyla bir karar almadan evvel, içinde bulunduğunuz durumun el verdiği kadar diğer insanlarla istişareler yapmalısınız.
  • Özellikle operasyonel ve stratejik anlamda bireyleri geliştirmekte liderin trolünün bir parçası da takımdaki tüm bireylerin onlara özgü olan
  • Güçlerinin farkında olmak ve onları bir fırsat doğar doğmaz bu yetenekleri doğrultusunda konumlandırmaktır. Diğer insanları bu şekilde tanımak için kişilik ya da görüşünüz ile alakalı olan meşguliyetinizden de kurtulmanız gerekir.

Okunması hızlı üzerinde düşünmesi hayli zaman alan bu kitabı telaşa kapılmadan okumakta fayda var.

Liderliğin geçmişten günümüze değişmeyen özünden ilham almak isteyenler bu kitap sizin için.

konfucyusveliderlik

 

Bu yazım 24.11.2016 tarihinde  Eğitimpedia da yayınlanmıştır.

 

Hayal Avcılığı

Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,

Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,

Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!…

İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.

Yahya Kemal Beyatlı

Korkuların, kaygıların kol gezdiği bu dünyada bir hayale tutunmanın değeri paha biçilemez. Hayallerden hayata bir yol vardır görünmez. Bundan dolayı,  hayalleri daha çok dile getirmek, odaklanmak, o büyük hayalimizi tanımlamamız gerekiyor. Hayallere değer vermek üzerine araştırma yaparken karşılaştığım Hayal Avcılığı kitabını hızlıca okuyuverdim.

Hayal Avcılığı kitabında yazarlar, Paul Levesque ve Art Mcnell ‘’Büyük Hayal’’ler kurmanın ve onlara ulaşmanın tekniklerini paylaşmışlar. Büyük bir hayale sahip olmanın değeri vurgulanmış ve izlenecek adımlar sade bir dille yazılmış. Büyük hayalin tanımını ise ayrıca sevdim.

Nedir Büyük Hayal?

Sizin için gerçekten çok önemli bir şey, aklınıza her geldiğinde yüreğinizde bir heyecan çınlaması meydana getiren bir şey olduğu, diğerleri küçük görseler dahi, bu, sizin için ‘’büyük’’ olarak tanımlanır.

Hayal Avcılığı, hayallerimize ulaşabilmemiz için hangi becerilere sahip olmamız gerektiğini basit ve pratik yöntemlerle anlatıyor. Okurken ilham aldığım hayalleri gerçeğe dönüştürme yolcuğunda gerekli olan  beş makro beceri ise şunlar:

1. Arzu: Bir misyon duygusu oluşturmak

Çok önemli olan herhangi bir hayalinizi gerçekleştirmek için, ilk olarak başarma azminizin tamamını ortaya çıkarmalısınız. Ayrıca hayalinizi keskin bir şekilde tanımlamış olmanız da çok önemlidir.

  1. Motivasyon: Kararlılığı pekiştirmek ve sürdürmek

Hiçbir şeyin iyimserliğinizi ve hevesinizi azaltmasına izin vermemelisiniz. Devam eden süreçte kararlılığınızı tazelemek ve artırmak için belirli tekniklere hakim olmalısınız.

3. Planlama- Bugünü yarına başlamak

Birbirleriyle çelişen acil gereksinimleriniz ile uzun vadeli hedefleriniz arasında bir denge sağlamak ve zaman kazanmak için yollar bulmalısınız.

4. Katılım-Başkalarını başarıya dahil etmek

Çevrenizdekilerin motivasyonunuzu kırıcı etkilerini azaltmak, ortadan kaldırmak ve hatta sizinle birlikte çalışmalarını sağlamak da çok önemlidir.

5. Uygulama-Hayal avcılığı alışkanlığını geliştirmek

Arzu, motivasyon, planlama, katılma döngüsü olarak birçok kez kendini tekrar edeceği için, hayallerimize ulaşabilmemiz tüm bu becerileri kullanmaktan çok daha iyisini yapmamıza başlıdır.

Hayal Avcılığı kitabında yer alan, Victor Frankl’den Williams Kardeşler’e,  Walt Disney’den  Winston Churchill’e pek çok kişinin ‘’büyük hayali’’ hikayeleri de oldukça ilgi çekiciydi.

Unutmayın, Walt Disney’in dediği gibi ‘’ Hayal edebiliyorsanız, yapabilir sinizde’’

Hayatın içinde bir ahenk oluşturmak isteyenler bu kitap sizin için…

hayalavciligi

 

Bu yazım  26.10.2016’da Eğitimpedia ‘da yayınlanmıştır.

Daha Sakin… Daha Yavaş…

Hız çağında yavaşlamaktan daha canlandırıcı bir şey olamayacağını düşünüyorum artık. Dikkatlerin kolayca dağıldığı, sürekli devinen bu çağda, dikkati bir yere toplamaktan, sükûnet içinde oturmaktan daha lüks ve acil bir şey yok kanımca. Hız, hareket ve bağlantı çağını yaşadığımız bu dönemde hemen her yerde ve pek çok zaman bağlantı halindeyiz. Başkalarıyla bağlantı kurdukça kendimizle bağımızı giderek kaybediyoruz.

Tüm bunlara rağmen dirayet ve kuvvet gösterenler, ne istediğini bilenler, kendileriyle kurdukları bağı canlı tutmayı başarıyor. İşin püf noktası da burası: Ne istediğini belirlemek, bilmek… Ne istediğini belirlemenin ilk yolu ise aklı sadeleştirmekten geçiyor.

Aklıselim sözünü duymuşsunuzdur. Bir diğer deyişle sağduyu… Dikkatlice bakarsanız aklıselim insanların kafasının karışık olmadığını görürsünüz. Bunun temelinde yatan, zihinlerindeki sadeliktir. Ne kadar çok bilirseniz, akıl o kadar çok karışır, ne kadar sadeleştirirseniz akıl da o oranda sadeleşip dinginleşir. İnsan, aklını sadeleştirdiğinde görmek istediğinin dışındaki şeyler dikkatini çekmez, onu oyalamaz olur. İnsanlar aradığını görür. Akıl, aynı anda birçok şeye odaklanamaz, sürekli hareket halindedir. Bu nedenle çok şey arayanın bir şey göremeyeceğini hatırda tutmak gerekir.

Hayatlarımızın önemli bölümü kafamızın içinde yaşanır; hafızada ya da hayal gücünde, kurguda ya da yorumda… Bu nedenle hayatımızı değiştirebilmenin en doğru yolu ona bakış açımızı değiştirmekten geçer. Epiktetos ve Marcus Aurelius’un iki bin yılı aşkın bir süre önce söylediği gibi “Bizi şekillendiren deneyimlerimiz değil onlara karşılık vermek biçimlerimizdir.” ya da Shakespeare’nin Hamlet’te kaleme aldığı gibi “İyi ya da kötü diye bir şey yoktur, düşüncelerimiz onları öyle yapar.”

En yüksek hızda koşup da asla yetişememe hissine ne kadar sık kapıldığınızı bir düşünün. Bu duruma bakış açınızı değiştirdiğinizde aslında pek çok şey değişecektir. Dünyaya sırt çevirmek değil; onu daha net görebilmek ve daha derinden sevebilmek için ondan ara ara uzaklaşmak gerekiyor. Uzaklaştığınız anlarda ise sadece sükûnet içinde oturmak…

Sükûnet içinde otururken ister istemez gölgeler düşere önümüze. Dışarıdaki ya da içimizdeki gölgeleri görmemezlikten gelebiliriz. Bunun yolu ise gölgelerin yanından yürüyüp geçmekten değil, daha sakin, daha yavaş ve daha aklıselim olmaktan geçiyor. Öyle günler dilerim hepinize.

 

 

Daha Sade Bir Hayat

Hayallerinizin peşinde emin adımlarla gidin.

Hayatı sadeleştirdiğinizde evrenin kuralları da daha sade olur.

Henry David Thoreau

 ‘’Çocukları en mutlu eden şey, kendi dünyalarını keşfedecekleri oyunlar oynayabilecekleri zamana ve yere sahip olmaktır. Bizler geçmiş ile gelecek arasında gidip gelebiliriz, ama çocuklarımız ana odaklanıp o an içinde kalmak isterler. Onlar için umut edebileceğimiz en iyi şey, kendi seslerini, kendi içgüdülerini ve dirençlerini, kendi belirledikleri hızda geliştirmelidir’’ işte bu satırlarla başlayan kitap  daha sakin, daha mutlu ve daha özgüvenli çocuklar yetiştirmek için ‘’daha sade’’ nin olağanüstü gücünden faydalanalım!… diyor. Faydalananlar sadece anne-babalar mı olacak? Bence hayır, bu zamanın hızından, yoğunluğundan ve bulunduğu  ortamın dağınıklığından şikayet herkesin dikkatle ve keyifle okuyabileceği bir kitap  ‘’Daha Sade Bir Hayat’’

Doğan Kitaptan 2012 yılında çıkan ve 3 baskı yapan kitabın yazarları Kim John Payne ve Lisa M. Ross. Otuz yıldır Waldorf eğitim hareketi kapsamında dünyanın birçok yerinde rehberlik, danışmanlık ve öğretmenlik yapan Kim John Payne ailelere evde ve okulda yaşanan sosyal ve psikolojik sorunlar konusunda yardımcı oluyor. Dikkat bozukluklarının ilaçsız tedavisiyle ilgili bir araştırmanın direktörlüğünü yapıyor. Lisa M. Ross ise  uzun yıllar boyunca editörlük ve yazar menajerliği yapıyor.

Günlük hayatlarımızı çocukluk dönemine özgü bir hıza ve bu dönemin vaat ettiklerine göre yeniden düzenlemekle ilgili olan kitabın amacını yazarlar sade bir şekilde ifade etmiş ‘’çocuklarınızın hayatlarını, onların dikkatini dağıtan ve ruhlarını ezen tüm gereksiz, dikkat dağıtıcı ve bunaltıcı faktörlerden arındırmanızda size yardımcı olmaktır’’. Sadeleşmeyi ise şöyle tarif ediyor: daha az şey ‘’yapmak’’ ve daha fazla güvenmekle ilgili olduğudur.

Ailelerimizi‘’ çok fazla’’ nın dört direği-

Çok fazla şey

Çok fazla seçenek

Çok fazla bilgi ve

Çok fazla hız üzerine mi kuruyoruz artık?

Kitabın okuyucularına kendi yollarını çizerken dört sadeleştirme aşaması yol gösteriyor; her bir aşama kitabın dört ayrı bölümünde detaylı olarak anlatılmış.

  • Sadeleştirmenin
  • Sadeleştirme nedir?
  • Ev ortamını sadeleştirmek çocuk için neden gereklidir?
  • Çok fazla aktivite her zaman doğru mudur?
  • Çocuk tüketim çılgınlığından ve reklam bombardımanından nasıl korunur? sorularının yanıtlarını da bulabileceğiniz ‘’Daha Sade Bir Hayat’’ kitabında;

Birinci bölümde sadeleştirmenin niçin bu kadar önemli  ve etkili olduğu. İkinci bölümde anne babalara özgü içgüdüleri. Üçüncü bölümde, çocuğunuzun odasının eşiğinden başlıyor; çok fazla oyuncağın, kitabın ve seçeneğin yarattığı kalabalığı azaltmakla ilgisi. Dördüncü bölümde sadeleştirmenin bir başka şekli olan ritimler konusuna değiniliyor.

Çocuklarımızla aramızdaki ilişkiyi neredeyse kaybettiğimiz bu yüzyılda, kendi yaşam rutinimize onları hapsedip ellerinden aldığımız çocukluklarını nasıl geri vereceğimizi toplum olarak konuşmalıyız. ‘’ Hiperaktivite, dikkat bozukluğu, travma sonrası stres belirtilerinden iyileşmenin yolu ilaçlardan değil sadeleşmeden geçiyor’’ diyen Kim John Payne hikayeleriyle bir sonraki  güne bırakmadan hemen uygulamaya başlayabileceğiniz birçok öneri sunuyor. Kitapta, o önerilerden en önemli ikisi günlük hayat ve ortamın sadeleştirilmesi olarak öne çıkartılmış.

‘’Çocuğunuzun günlük hayatını ve ortamını sadeleştirdiğimizde, düşünmeye ve yenilenmeye zaman bulabilmesi için ona fırsat yaratmış, destek olmuş oluruz. Sadeleştirmeyle birlikte zihinsel ve fiziksel dağınıklık azaltıldığında, ailenin birlikte akabilme, dikkatlerini odaklama ve derinleştirme, hayatlarını umutlarıyla aynı çizgiye getirebilme becerileri de artacaktır’’.

Kitapta sadeleştirmeye oyuncaklardan başlanması gerektiği de vurgulanarak ‘’saklanmaya değmeyen’’ oyuncaklar için 10 maddelik kontrol listesi oluşturulmuş. İşte bu liste.

  1. Kırık oyuncaklar
  2. Gelişime açık olmayan oyuncaklar
  3. ‘’Sabit’’ oyuncaklar
  4. ‘’Çok fonksiyonlu’’ ve çabuk kırılan oyuncaklar
  5. Çok fazla uyarıcı içeren oyuncaklar
  6. Rahatsız eden oyuncaklar
  7. Çocuğunuzun gelişimine katkıda bulunduğunu iddia eden oyuncaklar
  8. Baskı altında satın aldığınız oyuncaklar
  9. Yıkıcı oyunlara neden olan oyuncaklar
  10. Çok sayıda ve aynı olan oyuncaklar

Eskiler boşuna söylememiş ‘’Sıkı can iyidir’’. Sıkılmak armağandır, kitapta yer alan ve benim en beğendiğim satırlar;

Sıkılmak bir armağandır

‘’Sıkıldım’’. Belki de defalarca bu ifadeyi duyduğunuza eminim. Hatta belki de yarım saat içinde pek çok kez. Can sıkıntısı genellikle yaratıcılığın habercisidir. ‘’hiçbir şey yapmamak’’ ile yaratıcı bir oyuna dalmak arasında bir köprü olduğunu hayal edin. Bu köprü her zaman can sıkıntısı ile kurulur. Bir çocuk sürekli meşgulse, bir aktiviteden diğerine geçiyorsa ‘’ ne yapmak istediğini’’ anlaması çok zordur. Bırakın çocuklarınız sıkılsın. Onları kendi hallerine bırakın. Bazen anne babalara bir ‘’reçete’’ yazıyorum: ‘’Can sıkıntısı. Günde üç kez verilmeli, tercihen yemeklerden önce’’

Bir çocuğun ‘’dünya’’sını sadeleştirdiğimizde, olumlu değişimin önünü açabiliriz. Sadeleştirme sadece evde, çocuğun odasında mı? Peki, neredeyse günün büyük çoğunluğunu geçirdiği okulunda özellikle de sınıfında. Okul ortamında da sadeleştirmenin gücünden yararlanılmalı. Okullar bu konuyu gündemlerine almalı. Sadeliği şiar edinmiş okulların çoğalması dileğiyle.

Sadeleştirme, sadece bir şeylerden kurtulmak demek değildir. Aynı zamanda hayatınızda, amaçlarınızda ve kalbinizde yer açmakla ilgilidir. Fiziksel ve zihinsel karmaşa azalınca, dikkatiniz artar. Bunun için küçük bir adım atmaya değer.

Hayatı sadeleştirmenin gücünden yararlanarak çocuğuyla arasındaki ilişkisinin temelini endişelenmek değil bağ kurmak olarak değiştirmenin yeni yollarını arayanlar bu kitap sizin için…

 

dahasadebirhayat

Bu yazım 30.09.2016 tarihinde  Eğitimpedia da yayınlanmıştır.

*Görsel http://makinglemonadeblog.com/sitesinden alınmıştır.

Asla Yalnız Yeme

 “Biz insanlar, sosyal canlılarız. Başkalarının yaptıkları sayesinde dünyaya geldik. Başkalarına muhtacız ve bizi bu dünyada ayakta tutan da budur. İstesek de istemesek de başkalarının yaptıklarından bir yarar görmediğimiz bir an neredeyse hiç yok gibidir. Bu nedenle, mutluluğumuzun esas kaynağının başkalarıyla ilişkimiz olmasında şaşırtıcı bir yan yoktur.”

Dalay Lama  bu sözleriyle başkalarıyla ilişki kurmanın değerini ortaya koyuyor. Günümüzde daha da önem kazanan bu konuya dair çok sayıda kitap var. Asla Yalnız Yeme kitabını ise bir adım önde görüyorum diğerleri arasında.

Başarıyla başarısızlık arasındaki ince çizgi: İlişkinin gücünün vurgulandığı Asla Yalnız Yeme kitabını  Keith Ferrazi,  Tahil Raz‘la birlikte 2005 yılında kaleme almış ve uzun süre ABD’de bestseller olmuş. Kitaptan çıkartılacak ilk ders, insanlar ile ilişki kurarken çıkarlarımızı düşünmek yerine onlara değer katmanın yegane amacımız olması gerektiği.

Keith Ferrazzi, bir yönetici ve danışman olarak yaşadığı olayları samimi bir tavırla kitabına yansıtmış.  İlişki kurmak ve sürdürmek hayli zaman, enerji, emek harcamayı da beraberinde getiriyor. Özellikle yaşadığımız topraklarda bir de dezavantajlı gruptaysanız vay halinize.

Kariyer ve günlük hayatta insan ilişkilerin güçlenmesi,  çevre oluşturmanın yararları ve bu süreçte neler yapılabileceğine dair önerilere de yer veriliyor kitapta.

Evet hayatımıza başkalarını dahil ederek zenginleşirken yakın ilişkilerimizi (aile, dostlar..) ihmal etmemeliyiz. Hayat bir dengedir.

Kitapta yer alan

‘’Başkalarıyla yakın ilişkiler içinde sürdürülen bir hayat insanı farklı bir bakış açısına götürür. İnsanların birbirlerine sıkı bağlarla bağlı oldukları hayatlarda bakış açılarının zenginliği yaşanır. Bir bakış açısı, diğerine götürür’

satırları ise bakış açımızı zenginleştirme yolunun ilişkilerden geçtiğini anlatıyor.

Paylaşmanın değerini bilenler bu kitap sizin için…

aslayalnizyeme

Bu yazım 08.09.2016 tarihinde  Eğitimpedia da yayınlanmıştır.

BEYİN-Senin Hikayen

” İnsanlarla yaptığınız günlük konuşmalardan kültür birikiminize kadar, yaşamınız boyunca kazandığınız bütün deneyimler, beyninizdeki mikroskobik ayrıntıları biçimlendirir. Nöral açıdan bakıldığında kim olduğunuz, nerede bulunmuş ve neler yapmış olduğunuza bağlıdır. Beyniniz yorulmak bilmeden biçim değiştirir ve sahip olduğu devreler sistemini sürekli olarak yeniden kurar. Deneyimleriniz benzersiz olduğundan, beyninizdeki nöral ağların içerdiği geniş ve ayrıntılı örüntüler de benzersizdir. Beyniniz yaşamınız boyunca değişmeye devam edeceğinden, kimliğiniz de aslında yer değiştiren bir hedeften farksızdır; nihai varış noktası yoktur.”

Yukarıdaki satırlarla başlayan “BEYiN-Senin Hikayen” kitabı yepyeni bir kitap. Büyük ilgi gören kitabı Incognito ile nörobilimi geniş kitlelerle buluşturan David Eagleman, bir hikaye anlatıyor. Beynimizin yaşadıklarımızla birlikte nasıl şekillendiğinin ve yaşamımızın beynimiz tarafından nasıl şekillendirildiğinin hikayesi. Mayıs 2016′ da Domingo Yayınevinin çıkarttığı kitapta nörobilime dair pek çok detaya verilmiş. 

Yazar,  bizi içimizdeki kozmosa doğru hızlı ve nefes kesici bir yolculuğa çıkarıyor ve pek çok soruyu yanıtlıyor. İşte bunlardan bir kaçı:
 
Gerçek nedir?
 “Sen” kimsin?
Ergenlikte beynin yapılandırılması nasıldır?
Nasıl karar veriyorsun? Kontrol kimde?
Beynin neden başkalarına ihtiyaç duyuyor?
 Teknol “insan olmak”ın anlamını değiştirebilir mi?
 
Ve en önemli soru: Kime dönüşeceğiz?

Kitapta yer alan şu satırlar ise hayli dikkat çekici ” Her birimiz, genlerimiz ve deneyimlerimizin yönlendirmesiyle kendi çizgimiz üzerinde yol almakta olduğumuzdan, her beyin de kendi içsel yaşamına sahiptir. Bir kar tanesi ne kadar benzersizse, bir beyin de öyledir. Sahip olduğumuz trilyonlarca bağlantı hiç durmaksızın tekrar tekrar oluştukça, ortaya çıkan ayırıcı örüntüler, sizin gibi birinin daha önce varolmadığı ve bundan sonra da varolmayacağı anlamına gelir. Tam şu anda deneyimlendiğiniz bilinçli farkındalık, yalnızca ve yalnızca size özgüdür”.

Yaşam karşısında değişmez değil, esnekliği yeğleyenler bu kitap sizin için…

 

Bu yazım 25.08.2016 tarihinde  Eğitimpedia’ da yayınlanmıştır.

 

 

Okulsuz Büyümek

Okulsuz büyümek kitabı, Vermont Dağı’nın yamacındaki hayatlarını sürdüren 2 çocuklu bir ailenin hikayesi. Kitabın yazarı, Ben Hewitt, hikâyesinde, çocuklarının büyümesi, aile olmak, doğa ile bağ kurmak, öğrenmek, okulsuz bir yaşama dair birçok şey var. Yazarın, biz böyle yaptık sizde yapın zorlaması olmadan, öneri ve tavsiyeler vermeden, tümüyle sadece deneyimlediklerini paylaşması, bu kitabı benim için daha anlamlı kıldı. Okulsuz eğitimin giderek daha çok tartışıldığı günlerde farklı bir bakış sunması açısından ‘’Okulsuz Büyümek’’ kitabını, ebevylerin, öğretmenlerin okumasında fayda var. Ben Hewitt’in oğullarının örgün eğitimin sınırlarının dışındaki öğrenme biçimi ve öğrendiklerinin içeriğiyle ilgili çok detay var kitapta.

The Hewitt family at home in Vermont.
                     The Hewitt family at home in Vermont.

Ben Hewitt, okulsuz eğitimi keşfetmenin kendisi üzerinedir diye tanımlıyor. Çocuklarını okula göndermeme nedenleri ise bana çok çarpıcı geldi. İşte kitaptaki o cümleler‘’ Biz standart eğitimin üzerimizdeki boğucu , zorlayıcı etkisini  çok güçlü bir şekilde  hissetmiştik., bu nedenle de çocuklarımız için tamamen başka bir şey istedik. Boğulmalarını değil, nefes alabilmelerini istiyorduk ve eğer okulda geçirecekleri binlerce ama binlerce saate karşı çıkmazsak nefes alabileceklerine inanmıyorduk’’

Kim bilir kaç defa çocuklarımızın yeteneklerini hafife aldık?

Kim bilir kaç defa bizden istediklerini öylece veriverdik, keşfetme dürtülerinde, hayal etme ve yaratma yeteneklerinde, başarısız olma veya başarma süreçlerinde kısa devreye neden olduk? diye soruyor yazar.

Ben de ekleme yapıyorum bu cümlelere.

Kim bilir kaç kez onların doğuştan getirdiği merak duygularını ve öğrenme heyecanlarını söndürdük?

Kim bilir kaç kez onların hayal  kurması için alan bırakmadık? Ki en değerlisi de bu, HAYAL. Çünkü hayal en çok yer açılması gereken şey.

Sekiz Sinek yayınlarından çıkan kitabın çevirisi Şule Seda Ay tarafından yapılmış. Sinek Sekiz’in diğer kitaplarına da göz atmanıza öneririm.

 Ben Hewit diyor ki ‘’Çünkü biliyorum ki benim çocuklarım koca bir dünyada sonsuz ihtimalleri kovalamak yerine, nerede olurlarsa olsunlar ellerinin altındaki dünyada doyuma ulaşabilecekler’’.

Kitabın yazarı Ben Hewitt kitabının amacını şu cümlelerle açıklamış ‘’ Bu kitapta amacım kuralcı davranmak değil, sadece ailemizin yolculuğundan bahsetmek ve bu küçük araziye kök salma macerasında biriktirdiğimiz bazı hikayeleri paylaşmak. Bu maceranın etrafında kutuplaşan kararlar-çocuklarımıza okulsuz eğitim vermek, gerekliliklerini mevsim ritüellerinin belirlediği günlerimizi küçük bir çiftlikte sessiz ve yerleşik olarak geçirmek, bazıları için fazla basit ve yoksun görünen bir yaşam inşa etmek-hiç beklenmedik yollardan hayatımızı zenginleştirdi. Bu, bir keşfin diğerine neden olması gibi, alınan bir dersin diğerini haber vermesi gibi. Çocuklarımızın bizim gereken dersleri almamız için açtıkları kapılar öyle çok ki. ‘’

Sahi bütün çocuklar kendi hızlarında ve kendi merakları doğrultusunda öğrenme özgürlüğüne sahip olsalar ne olurdu? Hepimizin üzerine düşünmesi gereken bu soruyla sizleri baş başa bırakıyorum.

Öğrenme özgürlüğünü dert edinenler bu kitap sizin için…

okulsuzbüyümek

Bu yazım 22.07.2016 tarihinde  Eğitimpedia da yayınlanmıştır.

Bütün fotoğraflar Hewitt ailesine aittir. https://benhewitt.net/

Sükunet Sanatı

Sükunet, bazen en güzel cevaptır

Dalai Lama.

 sükûnet

.–./ad

1.dinginlik, durgunluk, hareketsizlik, sakinlik.

2.erinç, huzur, rahat.

Basit ve sade bir kelime ‘’sükunet’’.  Dünyaya sırt çevirmek değil; daha net görebilmek ve daha derinden sevebilmek için ondan ara sıra uzaklaşmak…

Hız ve bağlantı çağını yaşadığımız bugünlerde ihtiyacımız olan tek şey ‘’Sükunet’.’ 

Hız çağında yavaşlamaktan daha canlandırıcı bir şey olamayacağını düşünüyorum artık. Dikkat dağıtma çağında, dikkati bir yere toplamaktan daha büyük bir lüks yok. Sürekli devinim çağında, sükun içinde oturmaktan daha acil olan bir şey de…

 ABD’de ve Japonya’da yaşayan bir yazar olan Pico Iyer Sükûnet Sanatı‘nda okuru Hiçbir Yer’e gitmeye davet ediyor. Ana fikir ise şu: iç dünyamıza dönebilmeye yetecek kadar sükun içinde oturmayı seçmek. Yaptığı seyahatlerden sonra sükun içinde oturmanın nasıl bir dönüşüm yaratabileceğini keşfeden Pico Iyer, Sükûnet Sanatı kitabında, bilgi bombardımanı altında sıkışıp kaldığımız, her şeyin olağanüstü hızlandığı ve insanların giderek daha fazla stres yüklendiği koşullarda yavaşlamanın yol ve yöntemlerini gösteriyor.

Kitabı okurken altını çizdiklerimden;

Hiçbir yer’e gitmeye ne dersiniz?

Bahsi geçen hiçbir yere gitme fikri, yerçekimi kanunu kadar verenseldir. Bu nedenledir ki farklı geleneklerden bilge kişilerin bu konuyla ilgili söyleyecek sözleri olmuştur.17.yüzyılda yaşamış Fransız matematikçi ve filozof Blaise Pascal, ‘’İnsanların tüm mutsuzluğu çok basit bir durumdan kaynaklanır: Odalarında sakince oturamamaları’’demişti. Amiral Richard E. Byrd yaklaşık beş ayını, hava sıcaklığının -70 derecelere kadar düştüğü Güney Kutbu’ndaki bir barakada geçirdikten sonra, ‘’Dünyadaki karmaşanın yarısının, aslında ihtiyaç duyduğumuzun ne kadar az olduğunu bilmememizden kaynaklandığına’’ikna olmuştu. Ya da Kyoto dolaylarında söylendiği gibi ‘’Hiçbir şey yapma. Sadece olduğun yerde otur’’.

Bugün dünyada birçok şirket “stres azaltma programları” uyguluyor ve bu tür programların sayısı günden güne artıyor. Bu programları çalışanların zihinlerindeki tıkanıklığı açmanın yararlı bir yöntemi olarak görüyorlar. Sürekli devinim çağında, sükûn içinde oturmanın hem kişiye hem de kuruma değer kattığı deneylerle kanıtlanmış durumda.

Optimist Kitaptan çıkan ‘’Sükunet Sanatı’’ TED kitapları serisinden. Gerek anlatımıyla gerekse sayfa sayısıyla hızlıca okunuyor. Okunanları hazmetmek ve üzerinde düşünmek ise bir çırpıda olmuyor. O yüzden önerim dönüp dönüp tekrar okumak. Kitapta, Wired Dergisi’nin yıldızı teknoloji uzmanı Kevin Kelly, müzisyen Leonard Cohen ve moleküler biyoloji dehası Matthieu Ricard’ın sükunet sanatını nasıl icra ettiklerine dair hikayelerine de  yer verilmiş.

Fiziksel çevrenin gürültü ve sesten arınmış olması, Hindistan’da aşrama katılmak, bir dağ başında ya da denizin ortasında kalmak sessizlik ya da sükunet olarak adlandırılamaz. Çünkü zihninizin içindeki diyaloglar çevrenin tüm fiziksel sessizliğine rağmen bütün gürültüsüyle devam etmektedir. Bu yüzden gerçek sükunet, her ne ile meşgul olursak olalım içsel sessizliği bulmakta ve bu hali güne yaymakta saklıdır.

Sessiz zihinlere ve açık yüreklere sahip olmanın ilk adımı yavaşlamaktan geçiyor. Ondan sonra sükunet kendiliğinden geliyor.

Gerçek sükunete ulaşma yolunda bir küçük adım atamak isteyenler bu kitap sizin için.

sükunetsanatı

Bu yazım 02.07.2016’de Eğitimpedia da yayınlanmıştır.